Ana Sayfa Makaleler Beyaz Uykusuz Uzakta; Kars

Beyaz Uykusuz Uzakta; Kars

371
0

Kış yaklaşıyor, fotoğraf meraklılarının kış rotalarını araştırmaya başladığını görür gibiyim. Bir rota önerisi de bizden gelsin; Son yıllarda özellikle kış turizmi ile dikkat çeken bir kentimize, Kars’a götürelim sizleri bu yazımızda. Hem de Kars’ta doğup büyümüş, fotoğrafı kendine meslek edinmiş bir Karslı anlatsın size bu kenti, yani ben...

Yaklaşık 15-20 yıl öncesine kadar Kars sadece Karslıların gittiği, daha doğrusu Karslıların da göçüp kurtulmaya çalıştığı herhangi bir Anadolu kentiydi sadece. 92 yılında çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmak umuduyla göçen bir öğretmenin ilkokulu yeni bitirmiş oğluyken, İstanbul’a taşındığımızda yolumun gün gelip de fotoğrafçı olarak Kars’a yeniden düşeceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Kars’ın haritadaki yerini sadece Karslıların bildiği, Kars’ın sadece kaçıp kurtulunması gereken bir yer olduğu yıllardı çünkü…

Kars’ın kaderini değiştirip son yıllarda ulaştığı haklı ününe kavuşturan şey fotoğraf ve dijital çağ oldu kesinlikle. Sosyal medyada hızla yayılan metre kalınlığında buz tutmuş gölde Eskimo usulü balıkçı fotoğrafları, buzun üzerinde koşturan atlı kızak kareleri, karda kıran kırana geçen cirit enstantaneleri, Rus mimarisi esintileri, Ermenilerden kalma antik kent rüzgarları…

Kars, Anadolu’ya açılan kapı olması nedeniyle insanlığın her döneminde önemi giderek artan bir kent olmuş. 5 bin yıl önce mağaralara işlenmiş resimlerden başlayıp, İpek Yolu’nun görkemli kenti Ani’de çağının zirvesine ulaşmış. Sonrasında da Selçuklular, Bizans, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet öncesi 40 yıl Rusların hüküm sürmesiyle Kars, turistleri kendine çeken bugünkü halini almış. 

Günümüzde uzun soluklu tarihinin tüm izlerini ziyaretçilerine cömertçe sunmaya devam eden şehri siz fotoğrafçılara anlatmaya çalışayım;

Beyaz, uykusuz, uzakta… Doğu Ekspresi’nin vardığı son durağı, son şehri ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi. Hem de bu büyülü tasviri uzaklardan, Kars’a gelmeden yapmış Cemal Süreya. Bu satırları şaire yazdıranların Ruslar olduğunu söyleyebilirim. 1878’de Osmanlılardan Kars’ı devralıp 40 yılda Baltık mimarisi eserleriyle Kars’ı masalsı bir kente çevirip, 1918’de de bizlere masalsı haliyle geri veren Ruslar…

Özellikle son 20 yılda ülkeyi canavar gibi yutan çirkin betonlaşmaya masalsı halinin bir kısmını kaptırmış olsa da Kars, Hollandalı mimarların eseri, birbirini kesen ızgara planlı geniş caddeler boyunca yükselen taş binalar tüm güzellikleriyle çirkinleşmeye direnip gezginlerini büyülemeye devam ediyor hala. 

Kars’a varıp otelinize yerleştikten sonra, öncelikle yarım gününüzü kara teslim bu masalsı kentin sokaklarına ayırmanızı öneririm. Birbirine paralel, birbirini kesen ızgara plan caddeler sizi ya merkeze ya da kaleye çıkarır, o yüzden kaybolmaktan korkmadan tadını çıkarın gezinizin. Merkezden başlayıp kaleye doğru yürümenizi öneririm. Merkezde göreceğiniz en iyi korunmuş örnekler kamu kurumlarına dönüştürülmüş defterdarlık, belediye binası, kalkınma ajansı, konsolosluk gibi binalar olacak. Kaleye doğru yaklaştıkça, restore edilmiş evler, restoranlar, kafeler, oteller size memleket sınırları dışına götürüp Rus sokaklarında dolaştığınız duygusuyla buluşturacak.

Tam Rusya’da dolaştığınız duygusuna kapılmışken şehir bitmeye başlayıp da kalenin eteklerine geldiğinizde Rus mimarisi yerini Osmanlı, Selçuklu ve Ermeni eserlerine bırakmaya başlayacak. Kars Çayı kıyılarına ve üzerine serpilmiş 12 Havariler Kilisesi, Taş Köprü, Hamamlar ve Kars Kalesi sizi bu sefer tarihin sayfalarında bir yolculuk sunacak. Kale eteklerine serpiştirilmiş bu eserleri dolaşıp vadiye devam eden Kars Çayı’nı takip etmenizi öneririm. Bu yol sizi doğanın sessizliğin içine saklanmış otele dönüştürülmüş Katerina’ya, eskiden askeri amaçlı kullanılan günümüzde Kafkas Üniversitesi konservatuar bölümüne verilmiş taş binalara çıkaracak. 

Şehri gezerken size eşlik eden tenhalık korutmasın sizleri. Nüfusu az, insanları da soğukta sokaklarda olmayı pek sevmeyen bir kent burası. Ama doğunun en batılı şehrindesiniz, korkup çekinmeden herkesle sohbet edebilir, bir şeyler sorabilir, yardım alabilirsiniz. Kars’tan daha güvenli bir şehir neresi olur bilmiyorum inanın. Bu kısa açıklama sonrası yolumuza devam edelim.

Şehir gezisi finalinizi Kars Kalesi’ne çıkarak yapmanızı öneririm. Kaleden ovaya kurulu şehrin tamamı önünüze serilecek. Az önce gezdiğiniz sokaklar önünden geçtiğiniz binalar, gezdiğiniz yapılar kuş bakışı haliyle de mutlaka görülmeye değer. Özellikle de gün batımı saatine denk getirirseniz kaleye çıkışınızı, kar beyazına teslim şehrin yavaş yavaş, sokaklarda ve binalarda yanmaya başlayan, sarı ışıklara bürünmesinin tadına varabilirsiniz…

Bu yarım günlük rotanın; Kars’a yazılmış şiirleri, Kars’ı konu almış romanları okuyup, Kars’ta çekilmiş filmleri izleyerek gezip fotoğraflayacak olanlara söyleyecek çok daha fazla sözü, fısıldayacak çok daha fazla sırrı olduğunu da bilin isterim. Puşkin’in Kars’a yazılmış romantik şiirlerini, Orhan Pamuk’un ‘Kar’ Romanı’nı, Deli Deli Olma, Kosmos, İnat Hikayeleri filmlerini izleyip gezenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklar.

Kars’ı Kars yapan sadece şehir merkezi değil elbette! Bu beyaz, uykusuz, uzak kentin yaklaşık 60 km doğusunda, Ermenistan sınırında, tarihi İpek Yolu’nun Kafkaslar’dan Anadolu’ya açılan bin yıllık altın şehri Ani, en azından yarım gününüzü ayırmanız şartıyla bekliyor olacak ziyaretinizi.

İ.S. binli yıllarda bölgede altın çağını yaşayan Ermeni Krallığı Kafkasları Anadolu’ya bağlayan bu küçük kenti krallığının başkenti ilan edip yeniden inşa eder ve ortaya “Binbir kileseli şehir” Ani çıkar…

O tarihe kadar Urartuların, Kimmerilerin, İskitlerin, Oğuzların, Arapların elinden eline geçen ve giderek büyüyen kent, tarihinin gelmiş geçmiş en zengin dönemini Ermeni krallığı döneminde yaşamaya başlar. Nüfusu yüz bin kişiyi, mimarisi, zenginliği, kültürü, şöhreti de kıtaları aşar bu kentin. “Dünya nüfusunun o günlerde yaklaşık 300 milyon olduğunu belirtmek bilmem bu nüfus yoğunluğunun önemini anlatır mı?”

1064 yılında Selçukluların göz bebeği olacak olan bu kent sonrasında, Kürt beyliklerinin, Gürcü beyliklerinin yönetimine geçecek, 1230 yılında Moğollar tarafından yakılıp yıkılıp yeniden kurulacaktır. Tarih boyunca ağırlıklı Ermenilerin yaşadığı bu kent 1300’lü yıllarda geçireceği deprem sonrasında bir de Topal Timur’un hışmına uğrayacaktır. 

Deniz yollarının keşfiyle birlikte önemini kaybetmeye başlayan İpek Yolu, bu kentin de gözden düşmesine neden olacak ve1500’lü yıllara gelindiğinde kentin tarihin sayfalarında yer alacak harabelere dönüşme sürecini başlatacaktır.

Yüz bin nüfusu “Şimdilerde  Kars merkez nüfusu yaklaşık seksen bindir”,  görkemiyle tarihin geçmiş en güzel şehirlerinden biri olan Ani, günümüzde Ermenistan’la sınırımızı çizen, Ermenilerin Akhurian, Türklerin Arpaçay diye adlandırdığı nehir kıyısınca uzanan, eteklerinde yaşayan insanları bir türlü barıştırıp kavuşturamadıkları için, zirveleri hüzünlü mü hüzünlü, karlı mı karlı Aragat “Alagöz” ile Ağrı “Ararat” Dağları arasında boynu bükük, geçmişini özleyen, hey gidi günler diye arada iç çekerken kalan duvarlarından iki taş daha düşüren Ani Harabeleri haline gelmiştir…  

Sahipsiz kaldığı yıllarda, kötü niyetten çok bilinçsizlikten kaynaklı, yerli halkın ağır talanına uğramıştır. Neyse ki şimdilerde açık hava müze statüsü sayesinde daha korunaklı durumda. Antik kent surları arkasında tarihin şaşaalı döneminden günümüze direnen az sayıda yapıyla derin bir sessizliğe bürünmüş ziyaretçilerini beklemektedir.  Sürekli uğuldayan şehirlerde yaşayan siz gezginlere, antik kentin tadına varabilmeniz için bir de tüyo vereyim; şehrin büründüğü o derin sessizliğin farkına ve tadına mutlaka varın! Yapılar arasında karlara bata çıka gezerken soluğunuz ve karın ayağınız altında ezilirken çıkardığı sesten başka bir şey duymadığınız noktada durup, 5-10 saniye nefes almayı bile bırakın.

O derin sessizliğin içinde kulağınıza ara ara çalınacak rüzgârın Ani hakkında size söyleyecek çok şeyi var!..

Yarım günlük Ani Harabeleri gezisi sizleri hem yormuş hem üşütmüş hem acıktırmış olmalı. Ani’den yaklaşık 100 km kuzeyinde doğunun en yüksek rakımlı gölü Çıldır ve gölün lezzetli sarı balıkları sizleri bekler. Reklamını yapmak için söylemiyorum, sizlerin lezzetli bir balık yemeniz için söylüyorum; sarı balığın tadına Atalayın Yeri’nde varın derim. Çıldır Gölü, soba başında ısınıp, çayınızı yudumlayıp balığınızın tadını çıkarmaktan fazlasını vadediyor sizlere elbette;

2000 metre rakımda, geceleri -30 derecelere varan kış ayazında göl yüzeyi kalınlığı bir metreye varan buz tabakasıyla kaplanır. Buz öylesine kalındır ki, üzerinde atlı kızaklarla yolculuklar başlar. Kızaklar dolu dizgin buzlar üzerinde koşturulurken inanılmaz fotoğraf kareleri sunar meraklısına.

Atlı kızakları fotoğraflarken ilerde buz kırmaya çalışan balıkçılar dikkatinizi çeker bu sefer de. Buz üzerinde yürüye yürüye yanlarına vardığınızda kutuplardasınızdır artık. Eskimolar usulü buzu kırıp, kış öncesi gerdikleri ağları çeken balıkçılar nafakalarını çıkarırken siz fotoğrafçılar da kendi nafakanızın peşine düşersiniz. Etkileyici fotoğraflar için geniş açı lenslerinizi yanınıza almayı unutmayın derim.

Kar, kış, Ani Harabeleri, Çıldır Gölü ile dolu dolu geçen günün ardından Kars merkeze dönüş zamanı artık. Sıkı bir dinlenmeyi hakkettiniz, hem yarın yeni sürprizleri var Kars’ın size.

Karda cirit dendiği zaman Kars’ın Selim ilçesinin dağ köyleri gelir akla. Şehir merkezinin yaklaşık 50 km güney batısında Başköy, Kekeç köylerinde neredeyse her hafta sonu cirit oyunu bekler meraklılarını. Beyaza bürünmüş doğanın ortasında cirit oyunu görsel bir şölene dönüşür adeta, yolu Kars’a düşen fotoğrafçılar için kaçırılmaması gereken bir fırsat kesinlikle. Tren ya da uçak biletinizi alıp gezi tarihini belirlemeden önce cirit kulüpleriyle irtibata geçip, cirit oynanacak bir hafta sonuna gezinizi planlamanızı öneririm. Oyun öncesinde Taner ya da İlhan’la mutlaka tanışıp sohbet de edin. Çok daha güzel fotoğraflar elde etmenize vesile olacaklardır kesinlikle.

Kars’a ayıracak daha fazla zamanım var derseniz, bir Malakan köyü gezisini de programınıza eklemenizi öneririm. Eski adı Zavot, günümüz adı Boğatepe olan köyü ziyaret edecek olursanız, Malakan evlerini gezmenizi, Malakanlar’dan Kars’a miras ‘gravyer ve eski kaşar’ peynirlerinin yapımını tecrübe etme şansını değerlendirmenizi, peynir müzesini görmenizi tavsiye ederim. Köye aç gidip, misafiri olacağınız bir ailenin yanında köy kahvaltısı da yaparsanız geziniz tamamına ermiştir artık. Közde pişmiş patatesi ezip köy kaymağı ile karıştırıp yemenin bu kadar lezzetli olduğu başka bir yer yoktur sanırım.

Malakan köyü demişken, Malakanlar kim mi? Çarlık Rusya’sına başkaldırıp kendi topluluk ve inanç sistemini kuran Ruslardır diyebilirim kısaca. Bu iyi insanları pek sevmeyen Rusya, işgal ettiği bölgelere sürerek kurtulmaya çalışmış onlardan. Bu değerli insanları sürdükleri bölgelerden biri de Kars olmuş işte. Kars’a çok şey katmış bu güzel insanları da yazmaya kalkarsam bu yazı bitmeyecektir sanırım. Kars’a yolunuz düştüğünde, annesi Malakan olan ve hayatını Malakanları araştırmaya adamış Vedat Akçayöz’ü bulup tanışmanızı, bu topluluğu ondan dinlemenizi öneririm. Lafı daha da uzatmadan, fazlasını araştırıp öğrenmesini meraklısına bırakıp fotoğrafçılar için önemli kısa bilgilerle yazımı sonlandırmaya başlayayım artık.

Öncelikle ekipman önerisi;

Gün içinde havaların -10, geceleri de -30 derecelere kadar düştüğü bir şehirdesiniz. Öncelikle makinenizin eksi derecelere dayanabildiğinden emin olun. Makinelerinizi donmaması için kullanmadığınız sürece çantalarında tutmanızı öneririm. Soğukta pilleriniz normalden çabuk boşalacağı için de yanınızda en azından 2 yedek pil bulundurmanızı ve pillerinizi vücuda yakın sıcak tutmanızı öneririm. Makinelerinizle soğukta çalıştıktan sonra, sıcak bir yere girmeden önce mutlaka poşete ya da çantanıza koymanızı tavsiye ederim, aksi durumda soğuktan sıcağa giren makineler terleme yapacak ve tatsız sonuçlar doğurabilecektir.

Ben yaklaşık 5-6 yıldır Olympus’un soğuğa dayanıklı aynasız modelleriyle çalışmayı tercih ediyorum Kars’ta. Sensörlerin -10 derecelerde çatlamayacağını bilmek insanı rahatlatıyor. Soğukta karda lens değiştirmeyi de pek tercih etmediğim için tek lens kullanmayı seviyorum; Kars’ta favori lensim 12-100 mm… Bu yazıda gördüğünüz fotoğrafların neredeyse tamamı; Em-1 Mark-I ve Mark-II ile 12-40 mm, 40-150 mm ve 12-100 mm lens kullanılarak çekilmiştir.

Kars’ta iyi fotoğraf çekmenin makine tercihi kadar önemli diğer faktörü de doğru ayakkabı ve kıyafet tercihi elbette. Ayakları kayan, üşüyen bir fotoğrafçı kendi derdine düşecektir.

Tabanı buzda kaymayan iyi bir bot, yer yer dizinize kadar çıkacak karın ayaklarınızı ıslatmaması için tozluk, ellerinizi sıcak tutacak ama makine kullanmaya da engel olmayacak incelikte ve kalitede eldiven, parlak karda rahat görmenizi sağlayacak güneş gözlükleri ve sizi sıcak tutacak iyi bir mont bu gezinin olmazsa olmazı.

İyi fotoğraf çekmenin diğer bir koşul da güzel yemekler yiyor olmak elbette 🙂

Kaz, hangel, piti, ayran aşı, patatesli mercimekli erişte pilavı, sarı balık, Azeri helvası yemeden, hoşaf içmeden Kars’ı gezdim gördüm demeyin. Kars gravyeri, eski kaşar ve balı da unutmayın kesinlikle. Puşkin Restoran ya da Kaz Evi sizi ağırlayıp bu lezzetleri size sunacak iki doğru adres. Alışveriş için de Zeliha’nın Bal Kaşar Evi nerde diye kime sorsanız gösterecektir size.  Arkadaşlarınızla bir şeyler içip sohbet etmek için de Şehir Kulübü’nü öneririm.

Konaklama için de Rus mimarisinin tadına varmak isteyenlere Cheltikov Otel ya da Katerina Sarayı en doğru tercih olacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz