Ana Sayfa Makaleler Bir Kuzey Masalı; Lofoten Adaları

Bir Kuzey Masalı; Lofoten Adaları

342
0

Bu bölge; Kuzey Işıkları (Aurora Borealis) kadar, doğanın sunduğu diğer güzellikleriyle de gezginleri kendisine çeken eşsiz bir bölge…

Okyanus tabanından püskürmüşçesine duvar gibi yükselen, sert, büyüleyici dağları, tepeleri, sivri kayalıkları; okyanusla ayırt edemeyeceğiniz kadar iç içe geçmiş gölleri, akarsuları, koyları, buralara serpiştirilmiş rengarenk balıkçı kasabalarıyla onlarca adacıktan oluşan, bir çocuğun rüyasından çıkmışçasına insanı büyüleyen, fotografçıları-gezginleri kendisine çeken, mucizevi kuzey ışıklarına yakışır güzellikte masalsı bir bölge Lofoten Adaları. Kuzey Kutup Dairesi’ne, Atlas Okyanusu’na girift bir yapıyla sokulmuş olan takım adalar, Norveç’in kuzeybatı kıyılarını yeryüzü cennetine çeviriyor adeta…

Özellikle Kuzey Işıkları peşinde olan gezginlerin, Ekim-Nisan ayları arasını ve de daha çok, gecelerin uzun, günlerin kısa olduğu Aralık-Şubat dönemlerini tercih ettiklerini söyleyebilirim. Sadece Kuzey Işıkları için dersek de ciddi haksızlık etmiş oluruz bu bölgeye. Geceyi unutulmaz kılan Kuzey Işıkları, yerini, ince bir çizgi halinde ufku tarayarak yükselmeden doğup batan güneşe, onun yarattığı pembemsi eşsiz bir kızıllığa bırakır gün içinde (Kış döneminde elbette, yaz döneminde durum tam tersi bu bölgede). Gün içi dediysem, altı üstü 4-5 saat süren, ufukta gün doğumu halinde başlayıp, gün batımı halinde biten bir günden bahsediyorum. Tüm gün, ‘sabaha karşı’ ya da ‘akşamüzeri’ olarak geçiyor burada, günleri özel kılan da bu durum zaten…

Zamanınız varsa tekneyle fiyortları geze geze, bir karavan ya da araba kiralayarak adaları birbirine bağlayan mühendislik harikası köprülerden adadan adaya atlaya atlaya, zamanınız kısıtlıysa da uçakla gelebilirsiniz bu bölgeye. Ben, uçakla Leknes’e inip gezenlerdenim.

Leknes bu bölgeyi gezmek için konuşlanabileceğiniz doğru merkezlerden biri. Hem konaklama-restoran-market imkanları sunan bir kasaba burası hem de Lofoten Adaları’nda gezilip görülesi yerlere gün içinde gidip dönebileceğiniz merkezi bir konumda. Fotoğraf merakı olan bir gezginseniz bu bölgeye en az bir hafta ayırarak gelmenizi; gezip görüp yoluna devam edenlerdenseniz de Norveç seyahatinizin 3-4 gününü bu bölgeye ayırmanızı tavsiye edebilirim.

Kırmızı boyalı balıkçı kulübelerinizin penceresinden içeri süzülüp, sizi heyecanlandıran, kendinizi bir an önce dışarı atmanıza neden olan bir bölge burası; kar kaplı sarp dağ manzaraları, el değmemiş sahiller, renkli fiyortlar, rüzgâr ve okyanus sesine teslim bir doğa, hep gün doğumu halinde kalan maviliğini ufukta kızıla kaptıran gökyüzü ve de dünyanın en muhteşem ışık gösterileri Aurora Borealis… Peki nasıl bir rota çizebiliriz kendimize;

Norveç’in Venedik’i diye anılan, adacıkların köprülerle birbirine bağlandığı, insanların evlerine tekneleriyle gidebildiği Hennigsvaer kasabası, dünyanın en masalsı en güzel köylerinden Reine, en iyi korunmuş balıkçı köylerinden biri olan Nusfjord, el değmemiş güzellikleriyle Uttakleiv ve Haukland harita üzerinde oluşturacağınız rotanızın yol gösteren ana işaretleri olacaktır kesinlikle, Leknes’e yakın Viking Müzesi’ni de ihmal etmemenizi öneririm. 

Okyanus, kara, göller, nehirler, dağlar öylesine girift, öylesine birbirine geçmiştir ki bu bölgede; iki arabanın aynaları temas edercesine yan yana geçebildiği, kıvrıla kıvrıla sonsuza uzanan mütevazı yollarda, zaman durmuşçasına karışıp gidiyorsunuz doğanın ıssızlığına. Bu ıssız sessiz doğaya teslim gözlerinize ara ara çalan küçük şirin deniz fenerleri, donmuş göllerde balık avlayan balıkçılar, koylara saklanmış ahşap kasabalar, kıyıdan yükselen dağların sudaki devasa yansımaları üzerine bir ressamın fırça darbesiyle yerleştirilmiş gibi duran balıkçı tekneleri;  eski dönemlerde uzun kış gecelerinde, okyanusa açılmış balıkçıların karanlıkta kalan gözlerine yol göstersin diye başlayıp günümüze ulaşan bir gelenekle, her evin penceresinde sürekli yakılan, mumu andıran cılız sıcak ışıklar; insanoğlunun özünde doğayla ne kadar uyumlu bir canlı olduğunu söylüyor bize…

Bu rotaya fotoğraf için yolu düşen gezginlere de birkaç öneride bulunayım; mutlaka geniş açı lensiniz, ND ve polarize filtreniz, soğukta normalden daha hızlı bitip gideceği için yedek pilleriniz, rüzgâra direnebilen tripodunuz, uzun süre fotoğraf başında beklerken içinize işleyecek soğuğa direnecek giysileriniz, manzaranın güzelliğine kapılıp gittiğiniz zamanlarda size edecek şarabınız ve arkadaşınız olsun yanınızda…

Ben bu seyahatte Olympus OMD EM1 Mark II, Olympus’un pro lens grubu olan 7-14 mm 2.8/ 12-40 mm 2.8 ve 40-150 mm 2.8 lenslerini kullandım, uzun pozlamalarda 10 stop ND filtre kullandım, makinem ve lenslerim, ayağı yere sağlam basan Manfrotto befree carbon tripoda emanetti…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz