Ana Sayfa Hikayeler Bu Fotoğrafı Nasıl Çektim?- Kabile

Bu Fotoğrafı Nasıl Çektim?- Kabile

326
0

ISO 400, 105mm f/8,0, 1/2500sec

Olympus E-M1 Mark II

Olympus M 40-150mm F2.8

Bugün RedBull uçuş günü…

Uçmak serbestmiş, ne güzel! Üç arkadaş buluştuk. Çok kalabalık olacak farkındayız. En iyi yerde konumlanmalıyız, bunun için de biraz erkenden yerimizi bulmamız gerek. Hızlıca ama bol muhabbetli kahvaltımızı yapıyoruz. Tabi ben yine de muhabbet arasında objektiflerime ilgi gösteriyor, onları hazırlıyorum.

Etkinliğin yapılacağı yer, Caddebostan sahilindeki Caddebostan plajı. Yani ortam hem kumlu hem de nemli. İki gövde yanımda, sürekli lens tak-çıkar yaparak makinelerimin zarar görmesini istemiyorum hem de zamanım kıymetli kaybetmemem lazım, biliyorum. Olympus E-M5 Mark II gövdeye geniş açı 7-14 f/2,8 objektifimi, Olympus E-M1 Mark II’ ye de 40-150 f/2,8 tele objektifimi takıyorum, ayarlarımı kontrol ediyorum. Ama mesafe olarak çok daha uzakta kalabilirim henüz bilmiyorum, bu durumu da düşünerek tele objektifim ile kullanabildiğim 1.4 teleconverter da elimin altında olacak şekilde cebime yerleştiriyorum.

Evet, hazırım. Mekana vardık, etrafı inceliyorum. Henüz çok kalabalık değil ama belli ki olacak, hava çok güzel, güneşli bir Pazar sabahı. Yarışmacıların kendi yaptıkları biraz da esprili araçları uçuracakları platform hazır, hemen sahile paralel şekilde konumlandırılmış. Tabi uçuş şartlarını sağlaması için belli bir yükseklikte tasarlanmış ve onu dik kesen uzun mesafeli bir rampa var. Araçlar gösteri yaparak, bu rampayı kullanarak uçuş platformuna çıkacak. Yani aslında olayın ana merkezi burası.

Kafamda bazı sahneler var. Daha önceki uçuş günü görüntülerini bir akşam önce tekrar izlemiştim. Bu sahneleri düşünerek neler çekebileceğimi planlıyorum zihnimde. Bana ilham verecek, önceden çekilmiş çok farklı karelere rastlamadım ama olanların daha iyisinin daha farklısının peşindeyim. Bu yüzden kritik an fotoğraflarını çok estetik açılardan yakalamayı amaçlıyorum.

Çekebileceğim uçuş ile ilgili kareler, araçların enteresan gösterileri ve platformdan uçtukları, suya düştükleri anlar olabilir biliyorum. Denizde platformun hemen arkasına birçok tekne yerleştirilmiş. Sahil güvenlik ve sanırım basın için fotoğraf alacak gazetecilerin ve görevlilerin tekneleri. Tabi bu durum benim karelerimde yakalamak istediğim sadeliği olumsuz etkileyecek. Açımı değiştirerek birçok deneme çekimi yapıyorum. Az da olsa kurtarabilmeme rağmen tam olarak istediğim sadeliği ve doğru açıyı yakalayamayacağımı anlıyorum. Şunun farkındayım ama, yerim doğru, buradan kıpırdamamalıyım, kalabalık her dakika artıyor. Bu kalabalık da oldukça fotoğrafik. Plajda, plajın sınır duvarları üzerinde, yolda binlerce kişi var. İnsanların yerleşimi güzel doku fotoğrafları veriyor ayrıca ilginç portreler de ekliyorum. Gösteri öncesi bunları çalışmak da verimli oluyor.

Evet, sonunda gösteriler başlıyor. Tam tahmin ettiğim gibi uçuş anını görüntülediğim fotoğraflar benim açımdan tam tatmin edici olamıyor. Biraz daha sakin olup karar vermeye çalışıyorum. Yerimde mi kalmalıyım yoksa plaj boyunca yürüyüp farklı şeyler mi çekmeliyim? Ben bunları düşünürken platforma ulaşmamı sağlayan rampada bir hareketlilik, rengarenk giysileri içinde, cıvıl cıvıl, epeyce kalabalık gösteri ekibi görünüveriyor. Tek kelimeyle muhteşemler. Bulunduğum an itibariyle makineme takılı olan tele objektifimin menzili içine çok rahat yerleşiyorlar. Dönüştürücüye bile ihtiyaç duymuyorum. O kadar güzel o kadar hareketliler ki ilave hiçbir şeye gerek yok. Üstelik o gün gökyüzü muhteşem bir bulut kümesiyle kaplı. Bu da bana kendiliğinden tertemiz, şahane bir fon oluşturuyor.

Ve şansım dönüyor, heyecanlanıyorum. Hemen ayarlamalarımı yapıyorum. Önceliğim şıkır şıkır, net fotoğraflar çekebilmek olduğundan, dikkat etmem gerekenlere odaklanmaya başlıyorum. Tele objektif kullanıyorum, odak uzaklığıma göre enstantane ayarlarımı hızlandırabilmek için ISO’yu 400’e yükseltiyorum. Bu durum kontrolümü kolaylaştırıyor. Diyaframı 8,0’in altına düşürmeden çekimlerimi yapıyorum. Gösteri ekibi uçuş platformuna çıkana kadar deklanşöre bastıkça basıyorum. Ekiptekiler o kadar güzel ki çekmiş olduğum kareler şahane, çok mutlu oluyorum. Gösteri ekibi orada da şovlarına devam ediyor. Ben hızla çektiklerime bakıyorum. Kadraja yerleşim konusunda hemen hepsi çok tutarlı fakat kompozisyon kuralları ve fotoğrafın içine kolayca girmeyi sağlayacak önemli bir hamle daha yapabilirim, bunu fark ediyorum.

Çıkış rampasında ekibi yukarı çıkarken çekiyorum, fakat Araplar dışında insanlar Latin alfabesi kullanıyor. Soldan sağa yazıyor ve okuyor. Bu iki nedenle gezegende çok büyük bir çoğunluk görsele soldan girme eğilimde. Ee ne olmuş yani? derseniz şu olmuş, ekip benim fotoğraflarımda hep sağdan sola doğru yürüyor. Demek ki ne olacak her çıkışın bir inişi olacak. İşte o iniş beklenecek. Ayarlarım hazır, ekip yine aynı coşku ile rampaya giriyor. İşte oldu, kadrajda dengeli dağılımları, kritik anları, eşsiz renkleri, dinamizmi ile tamam budur dediğim çekimi yapıyorum. İçime sinmesindeki en önemli sebep elbette gösteri ekibinin soldan sağa yürüyor olması.

Son bir kez daha bakıyorum ekranımdaki görüntüye, çeken değil bir izleyici olarak soldan giriyorum fotoğrafa ve hemen en sondaki adamın kuyruğuna takılıyorum, onlarla bir oluyorum, bütünleşip onlarla yürüyorum. Artık ben o fotoğrafla birim, bütünüm… Hem bu fotoğrafı çekmeyi hem de bu fotoğrafa bakmayı çok ama çok sevdim. Bu his çok güzel istediğimi aldım, bugün uçmak serbestti değil mi? Mutluyum, uçuyorum…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz