Ana Sayfa Hikayeler Bu Fotoğrafı Nasıl Çektim?- Kireçburnu’nda Sabah

Bu Fotoğrafı Nasıl Çektim?- Kireçburnu’nda Sabah

284
0

ISO 1600 80mm f/4,0 1/8000sec

Olympus E-M5 Mark II

Olympus M 12-100mm F 4.0

Yaklaşık üç sene kadar önce bu fotoğrafı çektim. Bir gece yarısı arkadaşlarla karar vermiştik; sabah Sarıyer’de buluşup gün doğumunu izleyecek, fotoğraf çekecektik. Hafta içi bir güne denk geldiğinden grubun çoğunluğu da oradan işyerlerine geçebilecek, mesaiye dahil olabilecekti. Kalanlar ile sonrasında kahvaltı da ederiz diye planlamıştık. Ama diğerleri üzülmesin diye de küçük seslerle söylemiştik. Sabah planladığımız saatte ama rotayı biraz değiştirerek Kireçburnu’nda buluştuk. Toplamda 8-10 kişiydik. Oldukça soğuk bir şubat sabahıydı ve bizi heyecanlandıracak kadar da biraz sis vardı. Kalabalık bir grup olduğumuz için dağınık olarak üç kişi bir yerde, dört kişi başka bir yerde çalışmaya başladık.

Sabah yürüyüşü yapanlar, teknedeki ağları yerleştiren balıkçılar, spor alanında çalışanlar, daha ilerideki rıhtımda oltacılar, denizdeki tankerler ve yük gemileri trafiği… Yani hepimize yetecek konu zenginliği oluşuvermişti. Biraz üşüsek de zevkle, heyecanla çalışmaya başlamıştık. Ben Olympus M 12-100mm F 4.0 lensimi daha yeni almıştım ve o gün onu ilk kez orada deneyecektim. Açı aralığı o kadar geniş ki eğer buna alışırsam diğer lenslerimin pabucunu da dama atar diye geçiriyordum içimden. Karşı rıhtımdaki oltacıları bu avantajla bol bol çalışmaya başladım.

Güneşin kendini göstermesiyle biraz da sisin etkisiyle sarı renk ağırlıklı, hoş, homojen bir atmosfer oluştu. Karşı kıyı belli belirsiz görünüyordu. Bulunduğum konum itibariyle denize burun oluşturmuş bir alandaydım. Kıyıda, denize paralel bir şekilde ağaçlar sıralanıyordu. Onları kadrajıma dahil ettiğimde güneş ile aramda kaldıklarından çok güzel bir siluet etkisi yaratmışlardı. Bunu mutlaka kullanmalıyım diye düşündüm. Bir yandan da deniz trafiğindeydi gözüm.

Biraz ileriden bir dökme demir yük gemisinin gelmekte olduğunu gördüm. Kafamda kabaca bir fotoğraf oluşmuştu bile. Formunu çok beğendiğim o ağaçlar ön tarafta yer alırken, yaklaşmakta olan yük gemisi de karşı kıyı ile ağaçlar arasına girerek etkili bir fotoğraf oluşturacaktı sanki.

Biraz sağa, biraz sola, azıcık ileri, azıcık geri, sürekli bir hareket halinde, ağaçlar ile kompozisyonu oluşturmaya çalışıyordum. Tabi ki gözüm, ağır ağır ilerleyerek gelen, kadrajda ona ayırdığım yere yerleşmesini beklediğim yük gemisindeydi. Tam bu sırada, kıyıdaki ağaçların tek bir tanesini kadraja dahil etmeye karar verdim. Çünkü yük gemisi vinçleri ile hoş bir grafik etkiye sahipti ve onu ağaçlarla kapatmak istemedim. Keşke bir de yaşam ögesi, yürüyen birisi de olsaydı, hiç fena olmazdı, olayı zıplatırdı diye kendimi gaza getiriyordum. Bu arada 12-100 lensimi de deniyordum ya, çocuk gibi sevinçliydim lens çok müthişti, uzaklar yakın oluvermiş, tek bir lens ile sınırları zorluyordum. Kadraj kabiliyetimi bir üst seviyeye taşımış beni çok rahatlatmıştı.

Bu arada gemi çok yaklaşmıştı. Ama uzun süredir çalıştığımız için üşüme seviyemiz de biraz artmıştı. Arkadaşlarımızdan bazıları işleri için aramızdan ayrılmış, diğerleri de kahvaltı lafları etmeye başlamıştı. Ben oradan en azından bir süre daha pek ayrılma niyetinde değildim. O gemi gelmek üzereydi ve kadrajım hazır bekliyordum.

Gemi yaklaşmaya devam ederken en son ayarlarımı da kontrol ettim. Yük gemisi de zaten istediğim yere yerleşmeye başlamıştı. Gemi hedefime girmeye başladığı an itibarı ile deklanşöre basmaya başladım. Gemi tam istediğim yerde değildi henüz ama riske atmak istemiyordum yerleştiği her santimi kaydediyordum.

Bir yandan da yürüyen, koşan birilerini arıyordu gözlerim. Yani ne dilesem o anda olacak mıydı, saati miydi bilmiyordum ama tam da o sırada bir adam geminin geçişini izlemek için kıyıya iyice yaklaşıp durdu. Tanrı beni seviyordu, bu mucize ile deklanşöre bastıkça basıyordum. Ve işte her şey hayal ettiğim gibi yerleşmişti kadrajıma. Sağda o güzel ağaç, hemen yanında manzarayı izleyen adam, denizde ağır ağır yol alan dökme demir yük gemisi ve arkada belli belirsiz şehrin silueti…

Ben mi sürekli baktığım için öyle görüyordum yoksa gerçekten de öyle miydi? Gemi de o kadar ağır hareket ediyordu ki sanki durmuştu. Neyse ne, kahvaltıya arkadaşlarıma yetişebilirdim artık. Onların peşinden hızla yürümeye başlamıştım ki; son bir kez daha arkaya dönüp gemiye bakmak istedim. Olamaz ve bir de köpek gelmişti kıyıya. Koşarak tekrar az önceki yerime yerleştim ve ister şans diyeyim ister başka bir şey, köpeği de en uygun anında fotoğrafıma ekledim.  Ve sonunda belki de en seveceğim fotoğrafımın kadrajını tamamlayabilmiştim…

Bir önceki yazımda canım hocam Arel Kalender ‘den bahsetmiş, onun ile çalıştığım bir gün, ödev olarak çektiğim bir fotoğrafımı anlatmıştım. Kendisine de o yazımı okumuştum hep yaptığım gibi. Ama ne yazık ki bu yazımı ona okuyamayacağım. Tutkunu olduğu, fotoğraflarında hep peşinde olduğu, anlatmayı çok sevdiği ışığın altında ebedi uykusuna çekildi.

15 Mart 2017’de @fotografkritigi sayfasında bu fotoğrafımı yazmıştı. O yazıdan bir bölüm ile bitirmek isterim yazımı.

“Ne anlattım hep, fotoğrafın fotoğraf olabilmesi için 3.boyut olmazsa olmazdır, ters Işık candır. Ters Işık fotoğrafında hacim duygusu kaybolur. Örneğin yukarıdaki fotoğrafta olduğu gibi, hacmi olduğundan emin olduğumuz köpek ve adam derinliklerini kaybederler ve adeta kartona dönerler. Ancak fotoğrafçı @oyaakkul olursa bir yandan objeleri kartona dönüştürürken diğer yandan, yaratıcı yetenekleri ile fotoğrafa müthiş bir perspektif, derinlik duygusu yükler. @oyaakkul ters ışık fotoğrafına ruh vermek için üç plan üzerine bina etmiş fotoğrafını. Yakın planda köpek adam ve ağaç, orta planda vinçler, uzak planda ise kentin silueti. Derinlik, hacim duygusunu bir cebimizden aşıran bu yetenekli fotoğrafçı, aldığını piyasanın çok çok üzerinde bir faizle diğer cebimize koyuyor. “

 Ruhun şad olsun Arel Kalender hocam….

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz