Ana Sayfa Makaleler Bu Fotoğrafları Programla Mı Saklasak Programsız Mı Saklasak?

Bu Fotoğrafları Programla Mı Saklasak Programsız Mı Saklasak?

146
0

Fotoğrafın hep üretim kısmından bahsederiz, nasıl daha iyi fotoğraflar çekebiliriz, hangi ekipmanları almamız lazım, doğru lens ne, kaç megapixel olmalı vs. Fakat sayısal fotoğraf ile birlikte hayatımıza giren büyük veri dosyaları ve neredeyse sınırsız üretme imkanları sayesinde yeni bir soru ortaya çıktı “Bu kadar fotoğraf nereye sığacak?” hadi bir şekilde bir yere sığdırdık diyelim o zaman daha büyük bir soru ile karşılaşıyoruz “Neredeydi acaba şu fotoğraf?”

Arşivleme konusu fotoğrafın ilk üretim aşamalarından beri aslında hep var olan bir sorun; bakır levhalardan cam negatiflere cam negatiflerden kağıt tabanlı negatiflere kadar her süreçte var olan bu sorun kısmen plastik tabanlı negatifler sayesinde daha azaldı denebilir. Klasörleyerek saklayabildiğimiz negatifler yer konusunda avantaj sağlıyordu fakat kötü yanı zamanla bozulmaları (kuruma, kırılma vs.) ayrıca her seferinde klasöre sokulup çıkartılırken çizilmeleri söz konusuydu.

Sayısal fotoğraf makineleri sayesinde bu sorunlar ilk başlarda ortadan kalkmış gibi oldu.  1994’de hayatımıza giren CD’ler dönemleri için çok büyük veri saklayabiliyordu. Hatta Bill Gates 94’de bu mucize CD’nin ne kadar sayfa saklayabileceğini bizlere göstermişti.(fotograf4) CD’ler bir anda arşivlemenin sihirli araçları haline gelmişti. 720Mb hafıza o zamanlar çok önemliydi. Fakat günümüzde tek karesi bir 720MB geçen Raw formatta fotoğraf üreten makineler söz konusu. CD’lerin yerini alan DVD’ler de aynı akıbetle karşılaştılar.  Ayrıca yazım hatası ve çizilme konusunda da risk büyüktü.

O yüzden yerlerini disklere ve NAS server gibi sistemlere kaptırdılar. Tabi bu disklerin de kendilerine göre bazı eksileri mevcuttu. Küçük Usb beslemeli taşınabilir 2.5” diskler düşme ve bozulma riskiyle karşı karşıyayken daha büyük enerji beslemeli 3.5” diskler ise enerji dalgalanmaları gibi konularda da sorun yaşayabiliyordu. Bu sefer de uzaktan depolama ve bulut sistemleri alternatif olmaya başladı.

Farkındaysanız yine ekipmanlardan bahsetmekten sistemden konuşmaya gelemedik. Fakat esas sorun burada başlıyor ekipmanımız ne kadar iyi olursa olsun sistemimiz kötü ise yaşadığımız sorunlar değişmiyor.  Aslında bu sistematik üzerine konuşmak daha isabetli olacaktır. Konuyu ayrıntılandırmadan belirtmemde fayda var ki burada depolama tavsiyem fotoğrafla amatör ya da yarı-profesyonel uğraşan kişiler için. Yani yıllık maksimum 1TB ya da en fazla 2TB veri üretecek kişiler olabilir, daha fazla veri üretme ve depolama durumunda olan kişiler kesinlikle bu konuda profesyonel tavsiye ve destek almalı bence.

Süreci baştan ele alalım bir hafıza kartımızı ister MAC Os ister Windows işletim sistemi olan bilgisayarımıza takalım, karşımıza gelen içe aktar komutunu kullanma alışkanlığımızı bırakmamızda kesinlikle fayda var. Çünkü bu komut eğer özelleştirilmez ise ön tanımlı olarak fotoğrafları “film rulosu” ya da “fotoğraflarım” gibi alanlara aktarır. Bu alanlar sistem ile aynı disk alanı içinde olduğundan yaşayacağınız bir sistem yükleme durumunda fotoğrafları kaybetme riskiniz gerçekten yüksektir.

Diğer önemli konu ise acaba program kullanmalı mıyız? Arşivleme söz konusu olunca hem işleme hem dönüştürme yaptığımız Adobe Lightroom ya da Bridge gibi programlar genelde daha çok tercih ediliyor. Program konusuna girmeden önce hatırlatmam gereken bir önemli husus var, Microsoft’un 2017 verilerine göre Türkiye’de korsan yazılım kullanım oranı %68, bu sadece Microsoft ürünleri üzerinden. Ne yazık ki hobi olarak yapılan fotoğraf için kullanılan yazılımlarda bu oran çok daha yükseliyor. Korsan ya da kaçak yazılımların kırma işleri yapılmasından sonra hata verme olasılıkları arttığı için kesinlikle arşivleme için kullanmamak en güvenlisi.

Program kullanarak yapılan arşivlemeler az fotoğrafı olan ya da veri olarak az yer tutan arşivler için basit bir çözüm olabilir. Fakat veriler büyüdükçe disk alanına ihtiyaç olacak. Başka bir diske taşıdığımızda da arşivde yaptığımız düzene ulaşmak için programa ihtiyacımız olacak.  Versiyon farkları da bu konularda genel bir sorun olarak karşımıza çıkabilir. Sonuç olarak düzenli olarak fotoğraf üreten biriysek ve Raw formatta çekim yapıyorsak büyük veriler ile karşılaşabiliriz. Arşivimiz de bu süreçte her sahip olduğumuz bilgisayarların sabit disklerine sığmayacak boyutlara gelecek. Dolayısıyla birden çok disk kullanmamız mümkün bu durumda da programlar dışında bir çözüme ihtiyacımız var, kendi sistemimiz bu açıdan önemli.

Kendi sistemimizi kurma konusunda biraz tavsiye şeklinde devam edeceğiz. Öncelikle diskimizin formatını iyi seçmemiz gerekecek. Diskimiz NTFS ya da ExFat olabilir. Peki bu iki sistemi neye göre seçeceğiz? Öncelikle NTFS sistemini ele bu sistem günlük, yedekleme için shadow copy gibi özellikler sağlar. Ayrıca kopyalama sırasında usb çıkması durumunda günlük (change journal) özelliği bu durumlarda dosyaların kurtarılmasını kolaylaştırıyor. Fakat eksi yönü yanı var mı? Evet, Mac OS sistemler ile yaşanacak sorun…

ExFat formatı ise hem Windows hem de Mac OS’larda gayet hızlı çalışıyor. Fakat Linux desteği kısıtlı. Peki Lunix işletim sistemi kullanmıyorsak ne eksisi var bizim için? Akıllı televizyon, Media Box gibi android tabanlı bir sisteme bağladığımızda bu diskler görünmez. Aslına bakılırsa zaten güvenlik açısından koca diski taşıyıp böyle bir cihaza bağlamamak da gayet mantıklı bir hareket.

Dolayısıyla benim kişisel tercih/tavsiyem disk formatı olarak ExFat seçiminden yana. Diğer konuda disklerimizin boyutu.  Şu an 10TB kadar diskleri bulmak mümkün fakat o tür disklerin en büyük riski büyük veri depolamaları ve büyük veri kaybetme riskleri. Tüm yumurtaları tek sepette taşıma riski. Düşünün yılda bir TB veri üretiyorsanız böyle bir diski 10 yıl boyunca sürekli kullanmak daha da büyük bir risk. O nedenle tavsiyem disk seçiminizi bir yılda üreteceğiniz veriye göre tercih etmeniz.  Bu yüzden 1TB ya da 2TB bir disk işinize yarayacaktır.

Sistemimizi oluşturmaya başladığımızda ilk yapmamız gereken konulardan biri klasör oluşturma sistemi. Bu bağlamda da en önemli kısım klasörlere isim vermek. Burada bir arşivin en önemli özelliği kolay bulunabilmesi ve anlaşılabilir olması. O yüzden isimlerin de sıralanabilmesi önemli. İsimlendirme konusu kadar önemli olan bir kavram ise klasörlerin ağaçlarının durumu. Bu ağaçlandırma mümkün olduğu kadar yatayda olmalı, sürekli klasör içine klasör almamalıyız.

Çoğu zaman yapılan genel hata alt alta birçok klasör oluşturmak ve fotoğrafları bunların içine yığmak. Bu durumda aradığımızı bulmamız daha da zorlaşmakta.  Ayrıca sadece isim verdiğimiz durumlarda aynı yerde aynı ay içinde birden çok çekim yapınca bu da karışmalar için sıkıntı oluşturmakta.

O yüzden yıl klasörünün içinde ay bölümlemesi yapmadan tüm klasörleri koyabileceğimiz bir yöntem gerekiyor. Hem karışmayı hem de iç içe klasör sorununu çözecek bir sistem. Bu aşamada benim de kullandığım yöntem ve önerim yıl/ay/gün/isim sistemini kullanmak. Örnek olarak 24 Temmuz 2019’da Çeşme’de çektiğiniz fotoğrafları arşivinize kaydedeceksiniz, klasör adınız “19724Cesme” olacak.

 Bu sayede çekim tarihinize göre sıralama olacak aynı yere defalarca gitseniz bile karışma olmayacak. Daha da önemlisi bir basamaklama sırası da kendiliğinden yok olacak.  Klasörlerin içinde de raw / jpeg / çalışma / baskı vb. klasörlerimizi de aynı düzlemde yapmalıyız, iç içe klasörler şeklinde değil.

Fotoğraflarınızı arşivlerken yapabileceğiniz bir diğer konu ise her birini yeniden adlandırmak olabilir. Bu tamamıyla sizin genel alışkanlığınıza bağlı olsa da daha sonra arama yaparken kolaylık sağlar. Bu konuda raw ve jpeg fotoğrafları ayrı klasörlere kopyalayıp daha sonra yeniden adlandırmanızda fayda var. Hatta bu isimlendirme sırasında ana klasörünüzün adını kullanabilirsiniz.

 Belki hazırlık olarak zor ve uzun gelmiş olabilir ama unutmamak lazım ki baştan yapılan bir hazırlığın süresi daha sonra oluşabilecek tüm sorunları toparlamak için gerekecek süreden çok daha azdır.  

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz