Ana Sayfa Düğün Düğün Fotoğrafçılığı

Düğün Fotoğrafçılığı

304
0

Bu yazımda düğün fotoğrafçılığı ve fotoğrafın kendini ifade sürecindeki yerini ve buna bağlı olarak insan hayatındaki önemli kırılma noktalarından biri olan evlilik müessesinin içindeki konumlarına değineceğiz.

Kısaca fotoğrafın tarihine ve arkasından düğün fotoğrafçılığının başlangıç noktasına bir bakalım. 

Bildiğimiz gibi ışık enerjisi küçük bir deliği bulunan karanlık bir kutuya süzüldüğünde görüntüsünün iz düşümünü karşı yüzeye yansıtmakta. Aslında bu durum 1826 yılında çekilen ve ilk fotoğraf olarak kabul edilen View from the Window at Le Gras’tan öncesinde biliniyordu. Fotoğrafın kimliğini ve farkını ortaya koyan asıl nokta ışık enerjisinin izdüşümünü kalıcı olarak kayıt edebilecek bir düzlem ortaya çıkarması oldu.

View from the Window at Le Gras– Nicéphore Niépce 

İşte bu noktada, insanın çevresindeki canlı ve cansız varlıkları algılaması ve bu algı köprüsü üzerinden kendini ifade etme süreçlerinden biri de fotoğraf olarak eklenmiştir.

İnsanların düğünlerinin görüntülerinin kalıcı hale getirmeleri ise bu tarihlerden ve sandığımızdan çok daha öncelere dayanmaktadır. Bilinen ilk düğün görseli 1434 yılında Jan Van Eyck tarafından çizilen Arnofili’nin Evlenmesi (veya Arnolfini’nin Düğünü) isimli eseridir. Bir düğün belgesi olarak kabul edebileceğimiz ve Rönesans döneminin kıymetli eserlerinden biri olan bu tablodaki görsel motiflerde yoğun bir mesaj iletimi söz konusudur. Esere düğün görseli açısından baktığımızda bizi en çok ilgilendiren kısımlardan biri arkadaki duvarın üzerinde bulunan dış bükey ayna ve aynanın üzerinde bulunan yazıdır. Aynaya büyütülmüş olarak baktığımızda ressamın kendisinin de eser içinde göründüğünü fark edebiliriz.

Jan van Eyck- Arnolfini’nin Evlenmesi

Sanatçı, tablosunda bu düğünün sadece görselini ortaya çıkararak kalıcılığını göstermekle kalmayıp aynı zamanda bu düğünün bir şahidi olduğunu da ifade etmiştir. Aynanın üzerinde, duvardaki yazıya bakacak olursak “Johannes van Eyck buradaydı” ibaresini görebiliriz.  Aynanın görselini destekleyen bu yazı ile sanatçı yapmış olduğu düğün görselinin sadece üreticisi değil aynı zamanda tanığı ve parçası olduğunu da ortaya koymaktadır.

Düğün fotoğrafçılığının başlangıç noktası olarak kabul edebileceğimiz bu eser, bize insanın düğün kurumunun hayatımız içinde kalıcı ve hatırlanabilir olması endişesini göstermesi açısından önem taşımaktadır.

Hızlı bir zaman geçişi ile günümüze geldiğimizde, yapılan düğün fotoğrafçılığı eyleminin düşünsel olarak bu durumdan bir farkı olmadığını sezinlemek mümkündür. Bu durumda önümüze çıkacak sonuçlardan biri de şu olabilir: “Her düğün fotoğrafçısı belgelediği düğünün şahidi ve parçasıdır.”

Serhan Serter

Bununla beraber çiftler, sadece çalıştıkları fotoğrafçının gözünden ve dünyaya bakış açısından kendi düğünlerini gözlemleyebileceklerdir. Düğünü görüntüleyecek fotoğrafçının yaşanmışlıkları, doğup büyüdüğü çevre, almış olduğu eğitimler gibi kendisini günümüze getiren maddi ve manevi değerlerin bütünü fotoğrafçının vizöründen anlık ve geçici bir zaman parçasını görüp kalıcılık dünyasına aktarmasında vereceği kararı etkileyecektir. Durum, deklanşöre basmak için verilecek kararlar bütünü ile çekilecek fotoğrafların genel yapısına etki edeceği gibi, bu yaklaşımı o fotoğrafçının tarzı olarak tanımlamak da mümkün olabilir.

Serhan Serter

Düğün fotoğrafçılığının görüntüleme yaklaşımında bu değerler üzerinden ilerlediğimizde, aradan yüzlerce yıl geçse bile sanatçının yaklaşımında eserine bırakacağı etkinin değişmediğini, teknolojinin gelişimi ile beraber eserin sadece fiziksel yapısının ve üretim şeklinin değiştiğini gözlemliyoruz.

1826 yılında fotoğrafın icadını milat kabul ettiğimizde düğün fotoğrafçılığının başlangıcını 19. yüzyıl olarak değerlendirebiliriz. Düğün fotoğrafçılığının ilk zamanlarında çiftler düğünden ayrı bir günde şık kıyafetlerle çekim yaparlarken sonrasında düğün kıyafetleri ile çekim yapılmaya başlandı.  Dönemin ağır ve portatif olmayan ekipman yapısı ve fotoğraf üretim hızı göz önüne alındığında, stüdyolarda düğün günü sonrasında veya öncesinde çekimler yapılıyordu. Düğün için çekilen fotoğraf sayısı oldukça düşüktü.

Bu durum teknoloji ve ekipman yapısının gelişimi ile değişime uğrayacaktı. 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra ışıklandırma sistemleri ve fotoğraf üretim teknikleri oldukça fazla yol kat etmişti. Bu destekle kısıtlı mekan ve üretim adetinden sıyrılan düğün fotoğrafçıları stüdyo ortamlarını terk ederek düğün organizasyonlarının olduğu mekanlara ilk misafirliklerini gerçekleştirmeye başladılar.  Bu eylem modern düğün fotoğrafçılığının temelini atmış oluyordu. Düğünün gerçekleştiği, aktivitenin ait olduğu gerçek mekanında günün kahramanları gelin ve damatlar evlendikleri günün ve mekanın heyecanı ve doğallığı ile görüntüleniyordu.

Bunun yanında fotoğraf stüdyoları gelişimlerini hızlandırarak estetik kurguyu tercih eden çiftlere daha yüksek kalitede hizmet sunmaya başlayıp, günümüze kadar düğün fotoğrafçılığının önemli bir parçası olarak yer aldılar.

Genel olarak baktığımızda düğün fotoğrafçılığının fotoğraf tarihi ile neredeyse yaşıt olduğunu ve bunun yanında sanatsal ifade olarak fotoğrafın icadından öncesine dayandığını görmekteyiz.

Evlilik gibi medeniyet tarihi ile yaşıt olan önemli bir kavram söz konusu olduğunda, insanın o gününü hatırlanabilir kılacak bir çabaya girmesi kadar doğal bir durum olamazdı. İnsan, başından beri varoluşunu anlamlandırmak çabası içinde ifade ve paylaşım yolları aramakta.  Ölümlü olduğunu bilerek yaşayan insan yaşamına değer ve ifade katma endişesiyle kalıcı yapıtlar üretmeye yönelir. Fotoğraf bunun bir parçasıdır.

Serhan Serter

Düğün fotoğrafçılığının varoluş kaynağı insanın yaşamı içindeki evlilik kurumunun paylaşım, iletişim ve dolayısıyla fiziksel varlığı dünyada sona erdikten sonra hatırlanma ve iz bırakma ihtiyaçlarından oluşmaktadır.  

Yazı www.fotografdergisi.com‘dan alınmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz