Ana Sayfa Makaleler Ermenistan; Yakındaki Uzak

Ermenistan; Yakındaki Uzak

255
0

Hrant Dink; ‘İki yakın halk, iki uzak komşu’ diye bahseder Ermenistan ve Türkiye’den. Çocukluğum bu iki yakın ama iki uzak ülkenin sınırında bir köyde geçti, Türkiye’nin Arpaçay’ı, Ermenistan’ın Ahuryan’ı olan bir nehrin çizdiği sınırın Türkiye tarafında… Aragat’ın eteklerinde hayal meyal seçilen köyleri ve geceleri henüz bizim köye uğramamış elektriğin büyüleyici ışıltıları ile kalmıştı çocukluk hatıralarımda sınırın öte tarafı, ta ki birkaç ay önce, o topraklara uzanan yolculuğumuza kadar.

‘İki yakın halk, iki uzak komşu’

Sevan Gölü- Hayravank Manastırı

Türkiye ile komşu olmasına rağmen kapalı olan sınır kapıları nedeniyle ya uçarak ya da Gürcistan üzerinden kara yolu ile girmek mümkün Ermenistan’a. Biz, İstanbul’dan aracımızla yola çıkıp Gürcistan üzerinden karayolu ile seyahat etmeye karar verdik. Kars Çıldır Gölü’ne yakın Aktaş Sınır Kapısı’ndan Gürcistan’a oradan da kısa ama kötü yol koşulları nedeniyle uzun süren bir yolculukla, sınırda alınan kapı vizesiyle Ermenistan’a geçmiştik bile karar vermemizden kısa bir süre sonra…

Burası, tarihin en eski, en tozlu sayfalarında yerini almış, MÖ 22. yüzyılda Akat Kralı Naram Sin’in anıtlarında bahsi geçen antik bir ülke, burası Roma’dan bile eski 2800 yaşında bir başkente sahip bir ülke, burası dünyanın Hristiyanlığı kabul eden ilk ülkesi, burası büyüleyici bir doğanın içinde saklı kalmış dünyanın en eski, en iyi korunmuş masalsı manastırlarına sahip ülkesi, burası küçük ama Unesco’nun 3 tane kültür mirasına ev sahipliği yapan ülkesi…

Önemli şehirlerini, müzelerini, sokaklarını, günlük hayatını, kadim manastırlarını, büyüleyici doğasını tadına vara vara gezdiğimiz bu ülkeyi birkaç paragrafta, ülkeye ciddi haksızlık ederek özetlemeye çalışayım meraklısına;

Başkent Erivan ‘Yerevan’ ve yakın çevresini bezemiş manastırlarla başlayayım özetime; Çivi yazısıyla yazılmış ve altına MÖ 782 yılı tarihi atılmış bir kitabede ‘Ben Menua’nın oğlu kral Arkişdi, bu kenti kurdum’ yazısıyla tarihi başlayan bir kentteyiz. Günümüzde, Sovyet Dönemi’nden miras görkemli binaları, geniş caddeleri, Avrupai parkları, müzeleri ve eski şehri etrafında göz korkutucu şekilde büyüyen devasa binalarıyla ilgi çekici bir kent kesinlikle. Üç dört günümüzü ayırdığımız bu kentte yapılacak çok şey var.

Gümrü- Abovyan Sokağı
Debet Vadisi- Hayh Pat

Bu topraklarda kalan Ermeni yapılarından göz aşinalığı ile gördüğünüz an ‘Ermeni taş işçiliği’ diyeceğiniz sarı ve kızıla çalan kesme taşlarla inşa edilmiş eski binalar şehre kimliğini veriyor kesinlikle, Rus geleneği olan geniş cadde ve kaldırımlar da ayrı bir ferahlık sunuyor şehre. İhtişamlı Cumhuriyet Meydanı, meydanı saran binaları, müzeleri, sanat galerileri, sokaklara serpiştirilmiş heykelleri, opera binası ‘mümkünse bir konsere denk getirin kendinizi, Çağlayan’dan (Cascade) Ararat ‘Ağrı’Dağı manzarasıve Çağlayan’ı süsleyen modern sanat eserleri, şehrin lezzetli restoranları, ülkenin meşhur Ermeni konyakları ve şarapları, eski çarşısı, gün batımı sonrası Cumhuriyet Meydanı’nda müziğin ritmine kapılıp dans eden fıskiyeleriyle ışıklı havuz gösterisi bu kentin mutlaka görülmesi, yapılması gereken şeylerinin başında geliyor.

Cumhuriyet Meydanı
Gümrü

Başkente birkaç saat mesafede bulunan, doğayla iç içe, büyüleyici antik tapınak ve manastır ziyaretlerimiz de şehir kadar bizleri etkiledi. Şehrin doğusunda 1.yüzyıl eseri olan Helen Tapınağı Garni, bu tapınağa yakın Orta Çağ’dan kalma Geghard Kilisesi, şehrin güneybatısında yer alan ve Ağrı Dağı’nın eteklerinde diyebilecek kadar Türkiye sınırına yakın 17. yüzyıla tarihlenen Khor Virap Manastırı kesinlikle görmeye değer yerlerin başında geliyor. Görülmesi mutlaka gereken diğer bir yer de Ermeniler için hac merkezi sayılacak kadar önemli olan, Vagharshapat’ta bulunan ve dünyanın en eski katedrali olarak kabul edilen Eçmiyazin. En azından yarım gününüzü ayırmanızı hakkedecek kadar kadim bir merkez kesinlikle.

Khor Virap Manastırı

Erivan ve çevresi sonrası rotamızı ikinci büyük şehre, Gümrü’ye çevirdik. Kars’ta doğmuş büyümüş biri olarak kesinlikle şunu söyleyebilirim ki; ben bu şehre âşık oldum. Çünkü burası Kars’ın el değmemiş, hiç bozulmamış hali gibi bir şehir, yüzyıl öncesinin Kars’ında dolaşıyormuşçasına etkilendim bu şehrin tek tek her sokağını her caddesini gezmekten. Eski bir evin restorasyonuyla üç beş odalı bir otele çevrilen Villa Kars Otel’de konaklamak da olabilecek en doğru tercih oldu bizim için. Şehrin restoranları, kiliseleri, müzeleri, cadde ve sokakları, Erivan’a kıyasla daha sakin ve bizim halkı andıran havası bu şehre ayırdığımız iki günümüzü kesinlikle unutulmaz kıldı.

Gümrü- Vartanants Meydanı
Çağlayan

Buralara kadar gelip de Kafkasya’nın en büyük gölü Sevan’ı, Ermeniler’in Arap egemenliğinden kurtulmaya çalıştığı yıllarda 874’te yarımadada inşa ettiği Sevanavank Manastırı’nı, Sevan Gölü’ne yakın Ermenistan’ın İsviçresi sayılan Dilijan’ı, Şarambeyan Sokağı’nda geleneksel Ermeni mimarisi örneklerini ve Dilijan’a yakın Hağardzin Manastırı’nı görmemek elbette düşünülemezdi. Doğayla iç içe, ağaçlar ve yeşil örtüyle kaplı bu bölge Ermenistan’ın unutulmaz ayrı bir yüzüydü bizim için.

Surp Amenaprkitch

Karayolu ile girdiğimiz ülkeden yine karayolu ile çıkacaktık elbette, bu sefer farklı bir rotadan Gürcistan Tiflis’e doğru gitmeye karar vermiştik. Sınıra uzanan bu yolculukta Debed Vadisi’nin ihtişamı, Sovyet döneminden kalma film setini andıran atıl vaziyette devasa fabrikalar, vadi yamaçlarına Sovyetler döneminde kurulmuş doğu bloğu görünümlü şehirler, sizi zamanda yolculuğa çıkarıp Orta Çağ’a götüren Haghpat ve Sanahin Manastırları sınıra varıncaya kadar nefesimizi kesmeye, bizi bu ülkeye tekrar en kısa sürede dönmeye ikna etmeye yetmişti. Sınırı geçip tekrar Gürcistan’a geldiğimizde Ermenistan doyamadığımız, yarım kalmış hikayemize dönüşmüştü…

Dilijan- Haghartsin Manastırı

Seyahatimizi sizlere özetlemeye çalışırken tekrar fark ettim ki; Erivan’daki Çağlayan’ın basamaklarında oturup şarap içip Ararat’ı izlemek, sokaklarda yürüyüp, kafelerde oturup bize çok benzeyen insanlarıyla daha fazla sohbet etmek, dostluklar kurmak, konserlere katılıp, operalar izlemek, Ermenistan’ın büyük ustalarının eserlerine daha fazla zaman ayırmak, çocukluğumun şehri Kars’ın heyecanını bize tekrar yaşatan Gümrü’de sanki orada doğup büyümüşçesine bir süre yaşamak, aklımda olan ama çekemediğim fotoğrafları seyahatlerimin vazgeçilmezi Olympus fotoğraf makinemle kovalamak, Kars’tan geldiğimi öğrenince bana ‘Tsavt Tanem’ ‘Derdini Alayım’ deyip elimi tutup yanağımı öpen teyzeyi tekrar görmek, yani yarım kalan Ermenistan hikayemize devam etmek için tekrar o topraklara yanımıza daha fazla zaman alarak gitmemiz şart olmuş.

Hayravank Manastırı

Sizler için de naçizane önerim; varsa eğer ön yargılarınız, onları geride bırakıp, yanınıza bol bol zaman alıp, bize çok yakın olan uzak komşularımızı tanımak için ilk fırsatta bu kadim ülkeyi ziyaret edin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz