Ana Sayfa Makaleler Etiyopya: Omo Vadisi

Etiyopya: Omo Vadisi

247
0

100 milyonu aşan nüfusu, onlarca farklı etnik grubu, dilleri, dinleri ve binlerce yıl geriye giden kültürüyle Etiyopya hakkında söylenecek çok şey var. Habeşistan adının nereden geldiği, neden Hristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudiliğin gözde topraklarından biri olduğu, neden Afrika’da sömürgeleştirilemeyen tek ülke olduğu, bereketin ve zenginliğin içinde neden dünyanın en fakir ülkelerinden biri olduğu, hepsi ayrı bir merak konusu…

Ama ben bu yazımızda bunlardan bahsetmeyeceğim. Etiyopya toprakları içinde yer alan, insanlık tarihinin en değerli mirasına ev sahipliği yapan Omo Vadisi ve bu vadide binlerce yıl boyunca, dünyada olup bitenden izole yaşayıp günümüze ulaşmayı başarmış bir hazine olan kabileler hakkında yazacağım.

Omo Vadisi;

Etiyopya’nın güneyini cennete çeviren bu eşsiz vadi, adını bölgenin bereket kaynağı olan ve insanlığın yeşermesini sağlayan Omo Nehri’nden alıyor. Tarihi 3,5 milyon yıla varan ilk insansı iskeletlerin bu vadide bulunmuş olması ne demek istediğimi daha doğru anlatıyor sanırım. Günümüzde de Omo Vadisi, geleneksel yaşam biçimlerini sürdüren ve insanlık tarihine ışık tutan çok sayıda kabileye ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

50 dolar karşılığında alınan e-vize ile Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya uçup, oradan da karayolu ya da iç hat uçuşuyla vadiye ulaşmak mümkün. Görme, tanıma, anlama, uyum sağlama imkanlarından mahrum bırakan iç hat uçuşu yerine, karayolunu tercih edip yola düşenlerdenim ben.

Etiyopya’da yolların iyi koşullarda olmaması, köylerde, kasabalarda günlük hayatın yollara taşmış bir şekilde yaşanıyor olması, bir saatte alabileceğiniz yolu 40 km’lere indirmiş durumda. Ülkeyi gezmeye, tanımaya gitmiş biri için bulunmaz bir nimet bu elbette. Hayattan kopuk, hızlı ve sıkıcı otoban yolculukları yerine, yaşamla iç içe ve günlük hayata ayak uyduran hızlarda seyahat edebilmek yolu da yolculuğunuzun bir parçası haline getiriyor.

Tüm gün süren yolculuk sonrası, başkentten Omo Vadisi için ana durağım olacak Arba Minch şehrine varıyorum. Rahat konaklama koşulları, şehre yakın olmanın etkisiyle modern dünyaya karışmaya başlamış kabile köyleri, vahşi yaşama ev sahipliği yapan milli parkıyla “Omo Vadisi Seyahati için” kesinlikle ideal bir başlangıç ve final noktası bu şehir.

Omo Vadisi öncesi 1 gününüzü şehir civarına ayırmanızı öneririm. Yaban hayatı sevenler için sabah saatlerinde yapılacak olan 2 saatlik Chamo Gölü tekne gezisi, seyahatiniz için keyifli bir başlangıç noktası olacak. Bu doğa gezisi sonrasında, fil kafasına benzeyen evleri, pamuk dokumacılığı, çömlekleri ve masalsı otantik köyleriyle modern dünyaya karışmaya başlamış Dorzeler’i ziyaret etmenizi öneririm. Peşine de Unesco kültür mirası kapsamında koruma altına alınmış olan, Orta çağ dönemini günümüze taşımayı başaran Konso kabilesi köylerini gezebilirseniz Omo Vadisi için hazırsınız demektir.  Modern dünya ile ilkel dünya arasında kapı görevi gören bu bölge sizi çok daha ilkel koşullarda varlığını sürdüren vadi kabilelerine hazırlamış olacak…

Omo Vadisi’ne serpiştirilmiş kabileleri ziyaret etmek için iyi bir arazi aracınızın ve de bölgeyi iyi bilen bir şoförünüzün olmasını öneririm, yalnız başınıza gezebileceğiniz bir rota değil kesinlikle, yerel bir acente ile anlaşıp bu yollara düşmeniz en doğrusu olacaktır. Turmi ve Jinka kabile ziyaretleriniz sırasında iki önemli merkez kasaba. Bu kasabalarda konaklayarak günübirlik kabilelere gidip dönebiliyorsunuz. Vadi’nin daha derinlerinde yer alan kabileleri ziyaret etmek istiyorsanız da çadırlarınızla günlerce yol almanız gerekecek.

Ben seyahatim sırasınca Turmi ve Jinka’ya günübirlik mesafelerde yer alan kabileleri ziyaret ettim. Hamarlar, Karolar, Dassanechler ve de Mursiler.

Omo Vadisi’nde ilkel yaşamlarıyla yüzlerce yıldır bozulmadan günümüze ulaşmayı başaran, ama artık çok hızlı bozulan kabileleri tanımadan önce burada yaşanan dünya mirası kıyımına değinmek istiyorum kısaca;

Ehil kişiler ve kurumlar kontrolünde modern dünya ile temas etmesi gereken bu kabileler maalesef ki turistlerin önüne atılmış durumda. Kabilelere acıyıp onlara t-shirt, iç çamaşırı gibi giysiler hediye edenler, sağa sola çekiştirip fotoğraflarını çekenler, hapşırıklar ve öksürüklerle modern dünya hastalıklarını kabilelerin steril ortamlarına taşıyanlar, onlara para vererek iyilik yapanlar… Bu gidişe birileri dur demezse, çok yakın bir gelecekte bu kabileler, yüzlerce yıla direnmiş olan tüm özelliklerini kaybetmiş, üzerlerindeki ilgiyi yitirmiş, modern dünyayla temas etmiş ama asla dahil olamamış atıl insancıklara dönüşecekler ne yazık ki…

Ucu uzun tartışmalara açık bu konuyu bir tarafa bırakıp kabile gezimize geri dönüyorum. Vadide yaşayan kabileler birbirlerine yakın mesafelerde olmalarına rağmen, küçük sayıda gruplar halinde yaşayıp, farklı diller, farklı kültürler ve farklı özellikler sergiliyorlar.

Kil ve tereyağı karışımıyla şekillendirilmiş saçları, üzerlerine giydikleri işlenmemiş keçi derileri ile dikkat çeken Hamarlar, dudak ve kulaklarına taktıkları disklerle oldukça dikkat çekici olan Mursiler, keskin bıçaklarla kazınmış saçları ve beyaz boyalarıyla dikkat çeken Karolar, topladıkları gazoz kapaklarından yaptıkları süsleriyle ünlenmeye başlamış Dassanechler…

Kabile köylere vardığımda merakım yerini biraz da hayal kırıklığına bırakıyor. Her gün yüzlercesi gelen turistler kanıksanmış, gelir kapısına dönüşmüş durumda. Kadınlar ve çocuklar etrafımda para isteyerek dolaşıyor. Yerel rehberler hızlıca turistleri dolaştırıp, üç kuruş parasını cebine koyup yeni grupları karşılamanın derdinde. Köyleri saran bu turistik hava ne yalan söyleyeyim hayallerimi yıkıyor epeyce.

Mevcut duruma mecbur ayak uydurup, paramı verip köyleri gezip fotoğraflamaya başlıyorum ben de. Işığın yumuşak saatlerinde, yani gün doğumu ve gün batımı saatlerinde köyleri ziyaret edip fotoğraf çekmek için çabalıyorum hep. Bu da gün doğmadan saatler önce otelden ayrılıp, gün batımından saatler sonra otele dönmek anlamına geliyor hep. Yorucu ama doğru olan bir tercih fotografçılar için. Hem ışık hem de o saatlerde çok daha az turist olması avantajını yakalamış oluyorum böylece…

Köylerden daha çok, yerel pazarlar dikkatimi çekiyor bu seyahatimde. Köylülerin bir araya gelip haftalık alışverişlerini, değiş tokuşlarını yaptıkları bu pazarlar turistik olmaktan çok uzak, oldukça yerel bir hava barındırıyor. Kabile insanlarını pazarlarda çok daha iyi tanıma, gözlemleme fırsatı oluyor. Buralara yolu düşen gezginlerin pazar günleri ve saatlerini iyi öğrenip seyahat programlarını buna göre yapmalarını önerim. Özellikle; cumartesi günleri kurulan Dimeka, pazartesi günleri kurulan Jinka ve perşembe günleri kurulan Key Afer yerel pazarları kaçırılmamalı diye düşünüyorum.

Seyahat sırasında bir diğer kaçırılmaması gereken şey de Hamarlara özel bir gelenek: “Bull Jumping” seremonisi. Gençlerin evlilik hazırlığı için bir tür ‘erkeklik ispatı’ olan bu enteresan etkinlik kesinlikle kaçırılmamalı. Bu törene denk gelmek için biraz da şans gerekiyor elbette, pazarlar misali belirli gün ve haftası yok maalesef.

Fazlasını meraklısına bırakıp biraz da pratik seyahat bilgileri vereyim bu eşsiz rota için;

Seyahat için ideal dönem yağışların az gözlendiği Ekim-Aralık ayları, Mart-Nisan dönemi de kurak ama oldukça da sıcak geçiyor. Bölge sarı humma ve sıtma hastalıkları adına riskli bir bölge. Aşınızı olarak ve gerekli ilaçlarınızı alarak bu rotayı yapmanız gerekiyor. Sivri sineklerden korunmak için sprey, uzun giysiler giymek gibi önlemler almanız da doğru bir yaklaşım olacaktır.

Kabileler portre, insan fotoğrafçılığı adına oldukça zengin, portre lensleri, açık diyafram lensler kesinlikle daha iyi sonuçlar çıkarmanızı sağlayacaktır. Olympus 45 mm 1.2 lensi bu seyahatim kadar kullandığım başka bir seyahatimi hatırlamıyorum. Günlük kullanım lensim 12-100 mm’de de sürekli değişen kadraj ve konular için çok doğru bir tercih oldu. Toza karşı dirençli Olympus OMD-EM1Mark II gövde de tozlu, zorlu koşullarda rahatça çalışma imkanı sundu bana.

Çok büyük bir hızla kaybolmanın eşiğine yaklaşan bu insanlık mirasını ziyaret etmek isteyenlerin ellerini çabuk tutmalarını öneririm, önümüzdeki yıllarda bölgenin teatral bir hava alması kaçınılmaz görünüyor zira…

Ha bir de!

Yolculuğunuz boyunca size eşlik eden devasa muz ağacı tarlalarından bol bol muz yemeyi sakın ola unutmayın!.. Benden uyarması, o lezzetin doruğuna ulaşmış muzlardan sonra kolay kolay başka muz yiyemeyebilirsiniz…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz