Ana Sayfa Uncategorized Hiç Yorulmayan Bir Fotoğraf İşçisi: Tamer Yılmaz

Hiç Yorulmayan Bir Fotoğraf İşçisi: Tamer Yılmaz

519
0

Günümüzün içi boşaltılmış, ruhundan arındırılmış iş yapma anlayışının bütün meslek kollarına yayılmasından tabi ki fotoğrafçılık da nasibi almış durumda. Ancak hala, fotoğrafçılığa başladığı ortaokul yıllarından beri işini inandığı gibi yapan, bunu yaparken de kesinlikle nostaljiye bel bağlamadan, günün gereklerini, yaşanan değişimleri de kendi iş anlayışıyla harmanlayan biri var karşımızda; Tamer Yılmaz.

İlk olarak ortaokulda başladığı fotoğrafçılık uğraşına, 1974 yılında Tanju Okan’ın kendisini Ulus gazetesine önermesiyle profesyonel olarak geçiş yapmış oluyor. Ancak gazetecilikle yıldızı pek barışmayan Tamer Yıldız, Mimar Sinan’ın sınavına giriyor ve şansına tam da o sene açılan fotoğrafçılık bölümünü kazanıyor. Okulu bitirdikten sonra reklam fotoğrafçılarıyla bir süre birlikte çalışan Yılmaz, Türkiye’de moda fotoğrafçılığı kavramının pek de karşılığı olmadığını görerek bu alana yöneliyor. Bir nevi moda fotoğrafçılığı kavramını geliştirerek, arkasından gelenler için yolu açıyor. Türkiye’nin önde gelen moda markaları ile çalışıyor ve 1999’da bugün pek çok fotoğrafçının yolunun geçtiği, usta- çırak ilişkisinin hala varlığını koruduğu Fabrika Photography’yi kuruyor.

Tamer Yılmaz bize adeta bir işi iyi yapmanın tek yolunun o işi sevmek, ona emek vermek ve bunu bir ömür boyu sürdürebilmekten geçtiğini anlatıyor. Ve bunu da didaktik olmadan, bir şeyleri empoze etmeye çalışmadan kendi hayatıyla, fotoğrafçılığa bakış açısıyla fazlasıyla doğal bir şekilde bize geçmesini sağlıyor.

Jirayr Gamsaragan: Fotoğrafçılık ne demek senin için?

Fotoğraf işi öyle bir şey ki gönül vermek lazım. Sadece bir iş olarak görüyorsanız, bir mal satıp daha fazla kazanabilirsiniz. Zamanla hem fotoğraf bilginizi hem de insani ilişkilerinizi geliştirebileceğiniz ömür boyu süren bir yolculuk gibi düşünmelisiniz. İnsanla temasa geçmediğiniz, hep kamera arkasında kaldığınız zaman yalnızlaşırsınız. Sadece kendi egonu değil, ancak herkesi tatmin ettiğiniz zaman başarırsınız. Dünyada en iyi olarak bildiğiniz fotoğrafçılardan beş misli daha fazla iyi fotoğrafçı vardır. Ama adını sanını bilmezsiniz. Çünkü adam yalnız, kimsenin hayatına dokunamamış.

Jirayr Gamsaragan: Peki okullu olmak şart mı fotoğrafçı olmak için?

Ben ilk önce alaylı, sonra okulluyum. Alaylı olmadan olmuyor. Tabi ki de okul gerekli ama illa fotoğrafçılık okumak şart değil. Psikoloji okursun, dil bilimleri okursun, gelir üzerine de fotoğrafçılık yaparsın şahane olur. Ayrıca alaylı demek sadece teknik şeyleri bilmek demek değil. İnsana değebilmenin tek yolu. Sen bir yerde çalışmadığın zaman ünlü sanatçıları, devlet adamlarını, halka mal olmuş kişileri tanıyamazsın. İlk önce onlarla tanışacaksın, onlar seni görecek, sana güven duyacak. Zamanla asistanı olarak sana nasılsın diyecek, göz aşinalığıyla sen fotoğrafının haricinde bilinirliğini de yükselteceksin. 

Jirayr Gamsaragan: Fotoğrafçı çıraklık yapmalı değil mi? Malzeme taşımalı, ekipmanın nasıl çalıştığını anlamalı, bir şeyler öğrenmeli?

Tabi ki de. İspatı da şu; fabrikadan yolu geçmiş bütün fotoğrafçılar şu an çok iyi yerlerde. Türkiye’deki en iyi fotoğrafçıların yolu bir şekilde buradan geçmiştir, birbirimize değmişizdir. Çıraklık niye var? Sadece fotoğraf öğrenmezsin çıraklık yaparken, zaten artık her yerde fotoğrafçılıkla ilgili bir sürü materyal var, öğrenirsin, hem de şahane öğrenirsin. Ama öğrenemeyeceğiniz şey; müşteriyle nasıl iletişim kurulur, modele ne denilir de istediğin poz alınır? Bunların dersi yok. Bunları ancak göre göre öğrenebilirsiniz. Burayı bir üniversite gibi görmek lazım. O kadar okudum, yerleri silip, duvar boyamak için mi demeyeceksin. Bu kibirliliği atmanız lazım, hiç ayıp değil, ben yeri de silerim, ekipman da taşırım. Bu çok basit bir şey. Bunu zaten içinizden gelerek yapmıyorsanız zaten yapmayın.

Jirayr Gamsaragan: Çekim yaparken nelere dikkat ediyorsun? Karşındaki modeli nasıl motive ediyorsun?

Öncelikle biz çok ışık kullanmıyoruz, bir iki tane ışık yeterli oluyor. Çok fazla ışığın içinde boğulursun, bir de hareket edemezsin. Modelinin özgür hareket etmesini sağlaman, serbest bırakman lazım. Burada önemli olan ışığı iyi bilmek. Motive etmeye gelince, bir kere stüdyona geldiği zaman hemen sohbet edeceksin, arada bir samimiyet kuracaksın. Sen uzak durduğun zaman sana baksa da gerilir zaten, sen de gerilirsin. Benim tarzım sanki hiç çekmiyormuş gibi davranmak.

Bu keyifli sohbetin tamamını izlemek için:

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz