Ana Sayfa Makaleler Hindistan: Muhteşem Karmaşa

Hindistan: Muhteşem Karmaşa

250
0

O kadar çok ertelemek ya da iptal etmek zorunda kalmıştık ki Hindistan yolculuğumuzu; uçak biletlerimiz alınmış, tüm rezervasyonlarımız yapılmış ve sayılı günler kalmış olmasına rağmen, içimde hep bir aksilik olacak korkusu ile bekledim seyahatimizin başlangıcını. Çok istediğiniz bir şey olmaz ve hep bir aksilik çıkar ya, işte öyle bir hale dönüşmüştü benim için. Fakat bu sefer hava alanında idik ne seferlerde ne de havada bir aksilik görünmüyordu. Ertelenmiş ama hep düşlerimde saklı kalmış bir rüyanın kalbine yolculuğumuz bu heyecan ile başladı.

Altı buçuk saat süren yolculuğumuzun ardından başkent Delhi’ye varmıştık. Rehberimiz ile buluşup hiç vakit kaybetmeden Agra şehrine yolculuğumuz başladı. O kadar heyecan ile beklediğim Hindistan sisler altında idi ve hiçbir şey görünmüyordu. Öğleye doğru kalacağımız otele ulaşıp yerleştik. Bir iki saatlik dinlenmenin ardından Hindistan gezimiz başladı.

Burada bir açıklama yapmam gerekiyor: Hindistan programımız 9 gündü ve ardından Nepal ile devam edecek 5 günümüz daha vardı. Hindistan gibi olağanüstü bir ülkeyi bu kadar kısa sürede anlamak ya da çözmek mümkün değil. O kadar çok çeşitlilik ve tezatlıklar içinde bir coğrafya ki gördüklerimiz ile oturup Hindistan hakkında ahkâm kesmek yersiz olur. Zaten yolculuk öncesinde birçok araştırma yapıp üstünde çalışmamıza rağmen, gerçek anlamda o bölgede bulununca kendinizi Alice’in Harikalar Dünyasına, tavşan deliğine düşmesi gibi hissediyorsunuz.

Biz de kimisine göre çok zor kimisine göre de muhteşem olacak bu diyara Agra’da otelin çıkışından itibaren başlıyoruz. Kaldığımız butik otelin 10 metre yanında küçük bir tapınak var. Oradan gelen müziği dinler iken, otelin hemen karşısında tuğlalardan yapılmış 1,5 metre yüksekliği bile olmayan gecekondu bile denemeyecek kapısı naylon evleri görüyoruz. İçinde ateşte yemek yapan bir kadın, çocuklar ve gecenin soğuğundan dolayı ısınmaya çalışan birkaç aile var. Baba çocuğuna sarılıp bize gülümsüyor. Gülümsemek ile bu nasıl hayat arasındaki bağlantının beni nasıl şaşırttığını anlatmam mümkün değil.

Hangi ülkeye giderseniz gidin, her ülkenin bir turistik gezi haritası vardır. Rehberler bu harita üzerinden ezberlenmiş menüler ile turlarını yaparlar. Biz fotoğraf ile ilgilenen kişiler bu durumun dışına çıkmadığımız sürece de sürekli aynı yerlerin etrafında döner dururuz. Bu yüzden rehberimiz Naim’e irtibat aşamasından itibaren, saraylar tapınaklar vb. gezi güzergâhlarındaki bu tür yerleri değil, halkın yaşadığı gerçek ortamları görmek istediğimi söylemiştim. Tabi Tac Mahal’ i bunun dışında tutmuştuk. Dünyanın yedi harikasından birisini oraya kadar gitmişken görmeden olmazdı. Konumuz fotoğraf olduğu için, burada Tac Mahal ile ilgili mimari ya da tarihi ile ilgili bilgiler paylaşmamın anlamı yok, zaten kolayca ulaşılabilir bilgiler. Sadece şunu söylemem gerekir, içeride gördüğüm turist kadınların gözünde, böyle bir yapının kendileri için yapılmış olması hayali ve arzusu kendini çok belli ediyordu. Latife olarak söyleyeceğim de çıta o kadar yükseğe konulmuş ki, erkeklerin işi gerçekten çok zor.

Tac Mahal’deki kısa gezimizin ardından sokaklardayız ve benim için Hindistan gezisi o zaman başlıyor. Adeta film platosu gibi. Her köşe başı, her dükkân, her insan fotoğrafik öğeler taşıyor. Araçtan durmasını rica edip kendimizi çamurlar içinde bir pazarın içine atıyoruz. Ortalık inanılmaz karışık, çamur deryasının içinde yerlere serilmiş ürünler, kafalarının üstlerinde çuvallar taşıyan insanlar, inekler, köpekler, domuzlar, inanılır gibi değil. Hayatımda gördüğüm en karışık pazar yeri diyebilirim.

Agra’daki bir gecelik konaklamamızın ardından, ertesi gün rotamıza Jaipur’a oradan, jodhpur ve Varanasi olarak devam ediyoruz. Yol boyunca, istediğimiz yerde durarak, insanlardan izin alarak fotoğraflarımızı çekiyoruz. Hindistan için tek kelime ile söyleyebileceğim şey, muhteşem bir kaos. Yaşam olarak, kültür olarak, trafik olarak, her şeyi ile muhteşem bir kaos. Çılgınca basılan kornalar, motosikletliler, bisikletler, tuk tuk araçları, yayalar, otobüsler ve kamyonlar birbirine sürekli çarpacak gibi ama hep santimetrelerle dokunmadan geçiyorlar. Sokaklardaki insanlar yaşamın çeşitliliği kültürel farklılıkları çözmek için orada geçireceğimiz zaman yeterli değil. Rehberimizden de sürekli bilgiler alarak bu muhteşem kaosun içinde bizzat yaşıyoruz. Hindistan’ da bizim gittiğimiz bölgeler ve sokaklar tatilciler için çok iç açıcı olmayabilir. Fakat fotoğraf ve kültürel gezginler için inanılmaz görüntülere sahip.

Hayatımızda bir şey olmuyor ise ya bizim için doğru değildir ya doğru zaman değildir ya da doğru emek verilmemiştir. Hindistan’ı bu kadar çok görmek isteyip defalarca çıkan aksiliklerden sonra, doğru zamanda orada olduğumuzu Varanisi’ye geldiğimiz de anlıyorum. Arti töreni zamanı ve Ganj nehri kenarında muhteşem bir kalabalık ve törenler var. Ganj nehrinde, sabahın ilk ışıklarında mumlarını yakıp, güneşi kutsayıp, yıkanan insanlar… Büyüleyici bir atmosfer. Sanki renklerinin uyumlu olması için, milyonlarca insan, bir koreograf tarafından hazırlanmış. İbadet anındaki insanların duygularına tanıklık etmek, binlerce insanın karınca sürüsü gibi birbirini ezmeden, hiçbir itişme olmadan, ritüellerini yapması, sadece izlenerek anlaşılacak bir şey. Varanasi ve Arti ayini başlı başına bir masaldı. Hala gerçek olduğuna inanamayacağım kadar güzel bir rüya. Sadece ibadet anları değil, nehrin kenarında bulunan cenaze yakma yerleri, karşı kıyısı ve sandalları ile izlerken dilimizin tutulduğu bir atmosfer.

Şehirlerin ara sokakları vardır ve bu sokaklarda büyüyen çocukları. Benim en sevdiğim yerler de buradadır. Yokluk içinde oyunlar yaratan çocuklar, dramatik görünse de bence hepimizin çocukluğundan bir parça taşır. Onlar yıkık dökük yerlerde uçurtma uçurur, koşar, düşer, kalkar. O çocuklar hayattır. Bollywood’u da olsa, dünya çapında zenginleri de olsa, uzayda uyduları, yazılımda dünyaca ünlü de olsalar. Her coğrafyanın yoksul kırsal yerleri de her zaman olur. Buradaki insanlarda, çocuklarda hep bir gülümseme hâkimdir. İşte çok insanın kaybettiği umudun fotoğrafıdır o. Kırgınlığı da yüksektir. Biraz küskün ama çokça umut doludur o yerler.

 Jodhpur, Hindistan’ın mavi şehri olarak anılan bölgesi. Burada sokaklar mavi ve sokak aralarında gezmek hayli keyifli. Başkent Delhi 26 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık ikinci şehri. Şehrin her yerinde tapınaklar mevcut. Şehir merkezinde geniş ve görkemli caddeler var. Çamaşır yıkama yerlerinden birisini geziyoruz ara sokaklarda. Delhi’de beni en çok etkileyen Sih tapınağı oldu ve bu tapınakta saat başı iki bin kişiye yemek verilmesi. Tapınağın arka tarafında bulunan yemekhaneyi görüntüler iken her şeyi bırakıp oradaki gönüllü çalışan herkes gibi bir şeyler yapmak istedim.

Hindistan köylerini de görmeden dönmek olmazdı ve birkaç köy yaşamını da izledim. Köyler, ülkenin kalabalık ve karmaşık yapısına göre hayli sakin ve huzurlu. Hindistan gibi bir ülkede olmazsa olmaz fotoğraf ise portreler. Bu konuda Hindistan çok zengin. İnsanların yüzlerinde, ellerinde yaşamın tüm izlerini ayrıntılarını görmeniz mümkün. Yaşamın ağır taraflarının yorgunluğu derin izler ve yaralar var yüzlerde. Gözleri yüreğime dokunan birkaç portre çalışmasını da sizlerle paylaşmak isterim.

Hindistan dünyanın çok önemli zenginlerini barındırdığı gibi, en yoksullarının da içinde olduğu, teknolojide inanılmaz ilerlemeler içinde iken, sokaklardaki yaşam sanki yüzlerce yıl geride gibi, muhteşem bir karmaşa içinde süren yaşam, bu kadar farklı kültürlerin bir arada saygı ile yaşamasını da sağlıyor. Anlatması zor, anlaması da zor bir ülke. Artık tavşan deliğinden çıkıp Nepal’e doğru yol almanın zamanı. Uzak bir ülkede uzak yüzlü, gözleri yüreğimize dokunan insanlar gördük. Gerçek mi rüya mı hala emin olmadığım. Bu gezideki çalışmalarımızı Nameste ismi ile bir belgesel çalışmaya dönüştürdük. Paylaştığımız yerlerde karşılaşırsak belki tamamını sizlerle birlikte izleyebiliriz.

Bulunmaz Hint kumaşı sözünün acı bir hikayesi var:

İngilizler, 1612’de Hindistan’ı işgal eder. Ve sömürüye ticaret merkezi kurarak başlanır. 1800’lü yıllara kadar Pencap bölgesi dışında tüm Hindistan’a yayılır. O dönemde Hint kumaşları el tezgahlarında Hintli çıkrıkçılar tarafından dokunur. Hindistan’ın verimli topraklarında ucuz iş gücüyle elde edilen pamuk, gemilerle İngiltere’ye götürülüyor tekstil fabrikalarında kumaş yapılarak pazarlanıyordu. O pazarlardan birisi de sömürge altındaki Hindistan olarak seçilmişti. Ne ilginçtir ki İngilizlerin fabrikalarda üretti kumaşlar Hintliler tarafından ilgi görmedi. Daha pahalı olmasına rağmen yerli ürün olan ve el dokumalarında yapılan Hint kumaşı tercih edildi.

İngilizler bunun üzerine insanlık dışı bir duruma başvurdu. El tezgahlarında kumaş dokumalarını engellemek için Hintli çıkrıkçıların parmakları kesildi. Düğüm atmalarını engellemek amacıyla özellikle de başparmakları tercih edildi. Sadece parmak ve el olsa iyi kolu kesilenler bile oldu. Ve rakam da korkunçtu. Parmakları, eli ve kolu kesilenlerin sayısı 100 binlerle ifade edildi. Hint kumaşı bir süre üretilemedi ve bulunmaz oldu. Onun içinde “Bulunmaz Hint Kumaşı” sözü kapitalizmin sonucu olarak ortaya çıktı. Deyim olarak kullanılan “Bulunmaz Hint Kumaşı” sözü; az bulunan ve değerli olan şey anlamındadır. Hindistan gezisi, fotoğraf ile ilgilenen insanlar için, tam da bulunmaz Hint kumaşı…

Saygılarım ile …

Ekipman

Olympus OMD E-M1 X, OMD E_M1 Mark II, OMD 10 Mark II, Zuiko 40/150 mm 2.8, Zuiko 12/40 mm 2.8, Zuiko 7/14 mm 2.8, Zuiko 45mm 1.2, Zuiko 60 mm 2.8 Macro.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz