Ana Sayfa Makaleler Olympus ile Altın Kartalların İzinde

Olympus ile Altın Kartalların İzinde

279
0

Sınırlar çizilmeden çok önce, Cengiz Han’ın saltanatından çok evvel, göçebe kavimler Asya’nın ücra Altay Dağları’nda dolaşmaya başladılar. Ve binlerce yılı aşkındır, bu çetin dağlarda yaşayan göçebeler doğanın inanılmaz zor koşullarında hayatta kalabilmek için bir yöntem geliştirdiler. Altay Dağları’nın kaya kartallarını “Altın Kartalı” eğitip, avcılıkta kullandılar. Bin yıllardır altın kartallar Altay Dağları’nda yaşayan göçebelere soğuklardan korunmaları için kürk, karınlarını doyurmaları için et sağladı. Göçebeler bu yeteneklerini babadan oğula aktarmayı başardılar. Sıkı sıkıya bağlı kalınılan bir de kuralı var bu geleneğin. Töreye göre, bir kartal 7 yıllık sadık hizmetinin ardından hayat döngüsünün devamını sağlayabilmesi için doğaya geri bırakılmalıdır. 7 yıldır et ve tırnağa dönüşmüş insan ve kartal için bu en zor anıdır hayatlarının.

Sonuna kadar soluksuz izlediğim “The Eagle Huntress” belgesel filmi bu sözlerle başlıyordu işte. Moğolistan’ın Altay Dağları’nda yaşayan göçebe kazak bir aileyi, ve o ailenin 13 yaşındaki kızları Aisolphan’ın  erkeklere ait avcılık dünyasında yer edinmesini, hatta onlara taş çıkarmasını, kartalıyla olan eşsiz ilişkisini konu alan muhteşem bir belgeseldi. Belgesel sonrası o bölgeye gitmek, o insanlarla tanışmak, bir parça da olsa yaşamlarına, geleneklerine tanıklık etmek istemiştim.

Bu seyahati nasıl gerçekleştirebileceğimizi araştırıp planlarken bir taraftan da böylesine eşsiz bir seyahati güçlü şekilde fotoğraflayabilmem gerektiğini de biliyordum.Toza, suya, zorlu koşullara dayanaklı, oldukça hızlı netleme ve bir saniye içinde onlarca fotoğrafı seri şekilde çekebilme yeteneğine sahip iki adet Olympus Em1 Mark II body ve rüştünü fazlasıyla ıspatlamış 12-40 mm 2.8 / 40-150 mm 2.8 lenslerim tam da bu seyahatin biçilmiş kaftanlarıydı. Her gövdeye ikişer yedek pil, bolca hafıza kartı ve işte seyahatin fotoğraf ayağı hazırdı bile.

Moğolistan’ın batısına düşen Altay Dağları, dünyamızın ulaşılması en zor yerlerinden biridir. Moğolistan, Kazakistan, Çin ve Rusya ile sınırları olan Altay Dağları metrelerce kar kaplı, derecelerin -40’ları gördüğü, aşılması güç doruklarıyla ünlüdür. Binlerce yıldır buralarda yaşamaya uyum sağlamış göçebeler dışında kimsenin yollara düşmeye cesaret edemeyeceği bir bölgedir.

Karadan bizler için imkansız olan bu parkura varmak için biz, İstanbul’dan Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’a, oradan da tekrar uçakla Altay Dağları’na, dağların ovalara izin verdiği, nüfusun toplandığı, Bayan Olgii bölgesine uçtuk.Bayan Olgii bölgesinde, yüksekliği 2500 metreleri aşan bir ovada, sırtında ve başında kartallarının avladığı tilkilerin kürkünden giysileri, kolunda taşıdığı görkemli kartalıyla Çay Murat karşıladı bizleri. Burada geçireceğimiz bir hafta boyunca ev sahibimiz olacak, bizi ağırlayacak, bölgesini ve yaşantılarını tanıtacak bize Çay Murat.

Konfordan oldukça uzak, duşsuz, tuvaletsiz, yataksız geçecek ama tüm bu zorluklara değecek, uzun süredir hayalini kurduğumuz muhteşem bir seyahat başlamıştı işte. Bayan Olgii bölge nüfusu 1800’lerin ortalarında Rus İmparatorluğu tarafından bu dağlara sürülmüş Kazaklardan oluşuyor. Burada modern dünyadan izole, yurt denilen çadırlarda zorlu bir göçebe yaşam sürdürüyorlar. Çay Murat da bu bölgede yaşayan, Orta Asya’nın “berkutçi” adı verilen 6000 yıllık geleneğini geçmişten geleceğe taşıyacak son Altın Kartal avcısı 250 kişiden biri, Kazak Türkçesi ile o bir kuşbegi.

Kartalları daha yavruyken, oldukça tehlikeli doruklara kurulu olan kartal yuvalarından alıyorlar,  yavrunun dişi kartal olmasına özen gösteriyorlar. Dişilerin hem daha iri, hem daha iyi avcı hem de daha eğitilebilir olduğunu söylüyor Çay Murat. Yavru halinden itibaren zorlu bir eğitimden geçen kartal ve avcı arasında yıllar içerisinde oldukça güçlü bir bağ oluşuyor, avda tek vücut olacak kadar birbirlerini tanıyıp, güveniyorlar. Eğitimin en zorlu taraflarından biri kartallara neyin av olup olmadığını öğretmek. Çocuklara ve koyun, keçi gibi çiftlik hayvanlarına zarar vermemeyi mutlaka öğrenmeleri gerekiyor.

“Kartal eğitmek, kartalla güçlü bir bağ oluşturabilmek Kazaklarda erkek çocukların yetişkin sayılmasının bir göstergesi olarak da oldukça önemli bir yere sahip.”

Çay Murat avcı kartalıyla birlikte atının sırtında, biz konfordan oldukça uzak ama her türden yola gelen dört çeker rus vanımızın içinde düşüyoruz antrenman bölgesi yoluna.Eğitimi tamamlanmış kartal, at sırtındaki avcının sol kolu üzerine yerleşir. Kartalın sakin durması için gözleri kapatılır. Atla, av yorgun düşene kadar kovalanır ve kartalın iyi bir görüşe sahip olduğu bir tepeye çıkılıp kartalın göz açılır. İnsandan 8 kat daha iyi gören kartal avını görür görmez avcının kolundan havalanır, avın artık kurtulması neredeyse imkansızdır.Kürkleriyle ünlü tilki ve dağ sıçanları av listesinin başını çekiyor, yeterince iri, güçlü ve iyi eğitilmiş kartallar kurt ve leopar bile avlayabiliyormuş.

Avcılık kış mevsiminde, kar yağdıktan sonra yapılıyor sadece. Diğer mevsimlerde kartallar ayaklarından ip bağlı şekilde eğitiliyorlar. Biz Ağustos ayında gittiğimiz için kartallarla çıkılan bir ava tanıklık edemedik. Kış aylarında metrelerce kar üstünde, -40 derecelerde gerçekleşen bu av hikayesine de bir gün tanıklık edebileceğimizi umuyorum. Öğrenince bizim için çok da kolay olamayacağını anladık.

“Biz Ağustos ayında gittiğimiz için kartallarla çıkılan bir ava tanıklık edemedik. Kış aylarında metrelerce kar üstünde, -40 derecelerde gerçekleşen bu av hikayesine de bir gün tanıklık edebileceğimizi umuyorum.”

Günümüzde çoğunlukla hayvancılıkla yaşamlarını sürdürüyor bu bölgede yaşayan göçebe kazaklar. Kartal avcılığı onlar için atalarının ruhunu yaşattıkları, çok değer verdikler bir ata mirası artık. Çay Murat bir Kazak atasözüyle bu durumun önemini bize anlatıyor: “Hızlı atımız bacaklarımız, korkusuz kartalımız kanatlarımızdır.”

Bayan Olgii’de her sonbahar Altın Kartal Festivali düzenleniyor. Unesco korumasında olan bu festivalde bölge avcıları bir araya toplanıp en iyi avcı kartalı seçiyorlar. Burada avcılar av hünerlerini sergiledikleri gibi, at üstünde “kökbar” gibi geleneksel Kazak oyunları da oynuyorlar.

Değişen iklimler, çizilen sınırlar, koyulan kurallar, yeni neslin şehirlere göçmesi, yaban hayvanlarının yok olma mertebesinde azalması bu kadim geleneğin yakında ortadan kaybolmasına neden olacak gibi görünüyor. Öyle olmamasını dileyerek, binlerce yıldır süregelen bu geleneği bize tüm misafirperverliğiyle anlatan, gösteren, yaşatan Çay Murat’a ve ailesine veda edip dönüş yoluna geçiyoruz.

Hayatımızın unutulmazları arasında en üst sıralara oturan muhteşem bir seyahati daha geride bırakmıştık işte.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz