Ana Sayfa Makaleler Olympus ile Türkiye Rotaları – 3: Karçal Dağları Etekleri

Olympus ile Türkiye Rotaları – 3: Karçal Dağları Etekleri

324
0

Olympus ile Türkiye Rotaları serimizin bu 3. parkurunda; 3 ya da 4 gününüzü ayırıp, uçakla Kars ya da Trabzon’a uçup, kiralayacağınız bir arazi aracıyla gerçekleştirebileceğiniz, Türkiye’nin, pek bilinmeyen, enfes rotalarından birine gidiyoruz! Doğa fotoğrafçıları, doğa tutkunları, trekking meraklıları hazırlanın!

Çoruh Vadisi’nden Gürcistan’a kadar uzanan, her mevsim karla kaplı zirvesi 3400 metreleri aşan, eteklerinde Artvin’in Borçka, Şavşat, Macahel, Bazgiret gibi saklı kalmış cennetlerini barındıran, kuzeydoğumuzun incisi Karçal Dağları bizleri bekler…

En Doğru Zaman: Bahar renkleri için Mayıs-Haziran, Sonbahar renkleri için Eylül-Ekim ayları

Hava koşulları: 30 dereceden 0 dereceye kadar geniş bir sıcaklık aralığına hazır olmak gerekiyor

Rotamıza en yakın havalimanına inerek (Kars ya da Trabzon) kiraladığımız arazi aracıyla (dağ yolları nedeniyle Duster tipi bir arazi aracı kolaylık sağlayacaktır) gezimizin başlangıç noktasına Şavşat’a doğru yola çıkıyoruz.  Kaçkarlar’a da uzanacak Trabzon üzerinden olabilecek yolculuğumuzu detaylı anlatmak için 4. yazımıza bırakıp, bu gezimize Kars’a uçarak başlıyoruz. Daha önceki yazılarımızda Kars ve çevresinden bahsettiğim için fazla zaman kaybetmeden çevreyolu üzerinden Ardahan, oradan da Sahara Milli Parkı’na doğru yola çıkıyoruz.

Ardahan’a kadar tipik Doğu Anadolu koşullarında yol alırken, Ardahan sonrası coğrafyayı değiştirecek olan muhteşem bir geçide, neredeyse her mevsim karla kaplı Sahara (Çam) geçidine doğru virajlı yollarda tırmanmaya başlıyoruz. Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’i bıçak gibi birbirinden ayıran, 2470 metrelik bu geçidin bir yüzünün Karadeniz ormanlarına, diğer yüzünün de Doğu Anadolu’nun düzlüklerine açılan eşsiz manzarası her geçtiğinizde nefes kesiyor. Bulutlar da sizden yanaysa, değmeyin manzaranızın keyfine, bu seyahatin sebebi olan Karçal Dağları’nın enfes zirvesi de katılıyor olacak bu görsel şölene.

Şavşat’ta Günbatımı

Bugün kesinlikle şanslı günümüz, zirve görünüyor ve tüm ihtişamıyla selamlıyor bizleri. Sahara Geçidi geçişimizi akşam saatlerine, daha doğrusu “Mavi Karanlık” saatine denk getiriyoruz. Geçitten zikzaklar çizerek Şavşat’a inen bu yol muhteşem bir uzun pozlama fotoğrafı sunuyor olacak çünkü.

Tam da Olympus’un Compozit Moduna uygun bir kare bekliyor bizleri. Tripodlarımızı kurup, makinemizin M modunda enstantane değerimizi Compozit Moda getiriyoruz. Zikzaklı yoldan ilerleyen araçların ışıklarının boyayacağı şablon fotoğrafımızı çekip, deklanşörümüze ikinci kez basıp fotoğrafımızın oluşmasını bekliyoruz, yol yavaş yavaş arabaların ışıklarıyla boyanırken o da ne! Ufukta şimşekler çakmaya başlıyor, daha ne ister ki bir fotoğrafçı… Yolumuz araçların ışıklarıyla boyanırken, ufkumuzun da şimşeklerle boyandığı fotoğraflar istediğimizden, umduğumuzdan fazlasını veriyor bizlere. Yolumuza devam edebiliriz artık…

Baş döndüren 2.400 metrelik Sahara Geçidi’nden 1.000 metrelerde kurulu olan Şavşat’a iniyoruz. Laşet’in Bungalov evlerinde geçireceğimiz keyifli bir gece bizleri bekliyor. Yarın günün ilk ışıklarıyla birlikte yapacak çok şeyimiz var.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, bozulmadan günümüze kadar gelmeyi başarmış, Gürcü köyü Bazgiret’e doğru yola çıkıyoruz. Doğanın içinde, kanyonlardan, vadilerden geçerek, bazen toprak bazen asfalt yollarda fotoğraf molaları vererek, dura kalka birkaç saate varıyoruz köye. Alt katları ahır, üst katları ev olarak kullanılan, geleneksel ahşap evlerini ve köy dokusunu günümüze kadar taşımayı başaran nadir yerlerden biridir Bazgiret köyü. Gürcü köklerinden gelen dil ve geleneklerini de korumayı başarmış köy halkı oldukça misafirperver ve güler yüzlüdür. Köylerini gezdirmekten, kültürleri hakkında bilgi vermekten, paylaşmaktan keyif alan köy ahalisini ile geçirdiğimiz keyifli vakit sonrası gözümüzü zirveye dikiyoruz, köyün eteklerinde yer aldığı Karçal Dağları’na…

Köyden itibaren zorlu bir dağ yolunu tırmanarak yaklaşık 8 km sonra Cancir yaylasına ve Karçal zirvesinin muhteşem manzarasına kavuşuyoruz. “Daha önce bir yanı uçurum dar dağ yollarında araç kullanma deneyiminiz yoksa, bu yolların ehli biriyle bu etabı tecrübe edin mutlaka!” Hani Himalayalara kadar gitmiş, Everest’in eteklerinde kamp atmış biri olarak söylüyorum, memleketimin dağları belki o kadar yüksek değil, ama ihtişamı kesinlikle geri kalmaz o dağlardan. Görülmeyi, gezilmeyi, değer görmeyi fazlasıyla hakkediyorlar. Elbette bozmadan, zarar vermeden, kıymetini bilerek.

Ahşap evlerden oluşan Cancir Yaylası, dağın muhteşem manzarası, zirveyle dans eden bulutların time lapse çalışmaları sonrası zirve göllerini görmek, hatta yapabilirsek Macahel yaylalarına geçmek için yolumuza devam ediyoruz. 3 bin metrelere doğru yolları kaplayan kar ilerleyişimizi imkânsız kılıyor. Aracımız 4 çeker de olsa buralarda karlara saplanıp kalmayı göze alamıyor ve geri dönüyoruz. E ne diyelim, buralara tekrar gelmek için bir nedenimiz var artık, karlı yolları aşacak donanımla ya da daha sıcak bir ayda “Temmuz-Ağustos” gelip zirveyi deneyimlemek…

Zorlu dağ yolundan köye inip, oradan da sonbahar renkleri cümbüşü eşliğinde Şavşat’a doğru yola koyuluyoruz. Anayola vardığımızda karnımızın iyiden iyiye zil çaldığını fark ediyoruz ama! E buralara kadar gelmişken Ardanuç’a uğramamak, Vedat Milör’ün önerdiği mekânda “Cağ Kebabı” yememek, Cehennem Deresi Kanyonu’nu girip, gezip fotoğraflamamak olmaz elbette. Hem kanyondan hem de kebaptan fazlasıyla memnun kalıp yolumuza geri koyuluyoruz.

Artvin-Şavşat ana yolu, Şavşat Çayı’nın güzergahı olan sıkı bir vadiden geçiyor. Yola çıktığımızda vadiye düşen ışık iyice hafiflemiş, sarı sıcak renklerine bürünmüş halde karşılıyor bizleri. Hemen Şavşat’ın sırtlarına doğru çıkıp bu güçlü ışığın sunduğu koşulları fotoğraflarımıza yansıtıyoruz. Bir gün ancak bu kadar bereketli, verimli geçebilirdi fotoğraf adına. Dinlenmek için bir gece önce kaldığımız sıcacık bungalovlarımıza çekiliyoruz.

Yeni güne Şavşat Karagöl ile başlıyoruz. Gölün durgun saatlerinde yansımalar muhteşem. Göl çevresinde yürüyerek hem doğanın tadını çıkarıyoruz hem de yansımaların sunduğu fotoğraf karelerini kovalıyoruz. Göl kıyısında daha fazla zaman geçirmek isteyenler için restoran ve mütevazi koşullara sahip bir de pansiyon var. Biz fotoğraf ve yürüyüş sonrası yolumuza devam ediyoruz.

Karagöl
Şeytan Kalesi

Şavşat sonrası yine Sahara Geçidi’ni aşıp Ardahan’a oradan da Çıldır Gölü üzerinden, Şeytan Kalesi’ne uğramak ve Kars’a dönmek için yola koyuluyoruz. Urartular döneminde yapıldığı tahmin edilen bu Orta Çağ kalesi, Karaçay Kanyonu’nun ortasındaki sarp kayalıkların üzerinde gerçekten de şeytana ait olabilecek bir yermiş gibi duruyor. Kale ve kalenin sunduğu eşsiz manzara kesinlikle görülmeye değer.

Çıldır Gölü

Çıldır Gölü’nde bir balık molası, ekinlerin hasadını yapan çiftçilerle biraz sohbet biraz fotoğraf sonrası evlerimize dönmek üzere Kars limanının yolunu tutuyoruz.

Buralara kadar gelmişken gezinize bir gün daha ekleyerek; Kars, Ani, Boğatepe (Zavot) ve Kars yaylalarını da deneyimlemenizi öneririm. Ya da Şavşat’tan geri dönmek yerine Artvin’e doğru devam edip; Borçka, Karagöl, Macahel’i gezip Trabzon üzerinden de geri dönebilirsiniz. Bu rotayı Kaçkarları da ekleyerek bu serinin 4. yazısı olarak sizlerle ayrıca paylaşacağım.

Yeni bir “Olympus ile Türkiye Rotaları” gezisinde görüşmek üzere.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz