Ana Sayfa Makaleler Olympus ile Türkiye Rotaları – Küre Dağları

Olympus ile Türkiye Rotaları – Küre Dağları

337
0

Corona’nın hepimizi evlerimize tıktığı bu günlerin bitiminde hem fotoğraf hem gezi doyumu sağlayacak, ulaşması kolay, bütçesi makul, memleketimizin sunduğu güzelliklerle dolu dolu geçecek 2-3 günlük rotalar önerelim istedik sizlere.

Kapalı kaldığı evlerinde bunalmış fotoğrafçılar, doğa düşkünü fotoğrafçılar, işin içine biraz da trekking katmaktan hoşlanan fotoğrafçılar takılın peşimize; Batı Karadeniz’e, doğal güzellikler cenneti Küre Dağları’na gidiyoruz.

Önce Kastamonu

Uçağa atlayıp, 45 dakika sonra Kastamonu’ya inip, limandan kiraladığımız aracımızla başlıyoruz gezimize. Biz bu gezimizde girmeyeceğiz, ama “buraya kadar gelmişken şehir merkezini de görmek isterim” derseniz yarım ya da bir gününüzü; Kastamonu Kalesi’ne, Saat Kulesi’ne, bu iki noktanın sunduğu şehir panoramasından gözünüze kestireceğiniz eski konaklara, hanlara, külliyelere, bu tarihi yapıların ve geleneksel Kastamonu evlerinin sıralandığı eski sokaklara, restorana çevrilmiş bir bedestende vereceğiniz yöresel yemek molasına ayırabilirsiniz. Türkiye’de eski kent dokusu iyi korunmuş nadir illerden biri Kastamonu. Beklentinizi çok da yüksek tutmayın ama, her ilimiz gibi buralar da çağımızın tek tip ruhsuz, çirkin şehirleşmesinden nasibini almış durumda.

Kastamonu

Meraklısına kısa bir şehir özeti sonrası asıl rotamız olan Küre Dağları’na doğru devam edelim. Ya da durun, yolumuzun tersine, güney istikametine Ankara yoluna kıralım direksiyonumuzu yarım saatliğine. Şehirden 5-6 km sonra Ilgaz Dağları’na selam verip, iki kare fotoğrafını çekebileceğimiz bir açı elde edeceğiz çünkü. Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın… Keyifli bir dağ manzarası sunan ve de fazla bir yol-zaman tutmayan bu ters istikamet sonrası artık yönümüzü kararlı bir şekilde Küre Dağları’na çeviriyoruz.

Ilgaz Dağı

Yol üstünde iki mola

Küre Dağları’nın en etkili uğrak noktaları Pınarbaşı ilçesi etrafında toplanmış çoğunlukla, biz de bu gezimizin büyük bir kısmını bu bölgede geçireceğiz. Pınarbaşı’na gidebileceğimiz birkaç yol alternatifi mevcut, biz Daday yolu üzerinden gideceğiz, neden mi? Doğayla iç içe bu yola girmemizin iki önemli nedeni var;

  • Unesco Listesine “geçici basamağından da olsa” giren Kasaba Köyü’ndeki Mahmut Bey Camisi’ni “namı diğer Ahşap Camii” görelim isterim.  1366’da Candaroğulları hükümdarı tarafından yaptırılan caminin ahşap yapısı görülmeye değer. Bindirme tekniği ile metal çivi ve konstrüksiyon kullanılmadan yapılmış bu caminin benzeri başka var mıdır emin değilim. Caminin içeriden etkili fotoğraflarını çekebilmeniz için geniş açı lensiniz “Olympus kullanıcıları için 7-14 mm” ve de tripodunuz yanınızda olsun derim.
  • Bu yolu seçmemizin diğer bir nedeni de şimdilerde gezginlere konaklama imkânı sunan eski köy çiftlikleri ve konakları. Doğayla baş başa, sessizliğin ortasında, mütevazi konaklarda bir gece geçirmenizi, konakların eğitimli atlarıyla birkaç saatlik doğa gezisi yapmanızı kesinlikle öneriyorum. Daha önce tecrübe ettiğimiz ve önerebileceğim Şadıbey Çiftliği bu işin doğru adreslerinden biri. “Ben hiç ata binmedim ki!” derseniz hiç endişeniz olmasın, tadını çıkarın korkmadan. Korkunuz şu olsun, tek seferde bile bağımlılık yapabiliyor. Atınızın sırtında doğayla baş başa geçireceğiniz birkaç saatlik gezi hem bedeninize hem de ruhunuza çok iyi gelecek emin olun.

Artık İstikamet Küre Dağları Milli Parkı “Dikkat! Daş Düşebülü Ayu Çıkabülü”

Kasaba Köyü’nde Ahşap Cami’yi gezip, çiftlikte konaklayıp civarın tadını çıkaracaksak bir gün, yolumuza direkt devam edeceksek de 2-3 saat içinde Pınarbaşı’na, Küre Dağları gezimizin merkezine yaklaşıyoruz.

Pınarbaşı’na yaklaşırken yolumuzu uzatmayacak bir kasabaya Azdavay’a da gelin uğrayalım dilerseniz. Kendi halinde, geleneksel eski evlerle bezeli bir kasaba burası da. Başıyla sonu yürüyerek 10 dakika tutmayacak bu şirin kasabaya asıl gelme nedenimiz Çatak Kanyonu. Dünyanın en büyük kanyonlarından biri burası. Kanyona girmek yürümek için bu işin ehli olmak ve de gerekli ekipmana, izinlere sahip olmak gerekiyor. Bu zahmetli işi meraklısına bırakıp, biz fotoğrafçılar kanyonun 450 metre tepesine kurulan cam seyir terasına gitmeyi tercih ediyoruz. 5-10 dakika kadar terastan kanyona boylanmak için virajlı yollarda 20 dakika kadar araçla yol, 15 dakika da orman yürüyüşü yapıyoruz. Teras ve terasın sunduğu kanyon manzarası gelmek dönmek için yaptığımız yaklaşık 1 saatlik yola değdiğinden çok da emin olamıyoruz. Ama yolumuz buralara kadar düşmüşken uğrayıp görmemiz elbette doğru olanı.

Çatak Kanyonu

Azdavay sonrası yaklaşık 45 dakika daha doğayla iç içe yolculuğumuza devam ediyoruz Pınarbaşı’na varıncaya kadar. Buraya gelinceye kadar da günü akşam ettik ama, öncelikle kendimize konaklama yeri bulalım. Küre dağlarının en güzel yürüyüş yollarına, kanyon ve şelalesine ev sahipliği yapan bu bölgede konaklama beklentilerinizi asgaride tutmanız gerekiyor.

Restore edilip otele çevrilen, yörenin geleneksel ahşap evi olan Paşa Konağı öncelikli tercihimiz oluyor. Ya da Ilıca Şelalesi girişinde Parkılıca bungalov evlerini tercih edebilirsiniz. Pınarbaşı merkezinde yer alan esnaf lokantalarında da temiz ve lezzetli yemeklerle karnımızı doyuruyoruz. Kasaba kahvehanesinde verdiğimiz bir çay molasıyla da yöre halkıyla sohbet imkânı buluyoruz. Nerelere, hangi köylere gidebileceğimizi, kimlerden yardım alabileceğimizi kısa bir sohbet içeresinde bizlere sıralıyorlar. Yarın yapacak çok şey var, dinlenme zamanı artık. Mis gibi dağ havası, çiçek kokuları, “tamam itiraf ediyorum biraz da inek-ahır kokusu”, geceyi geçirmeye hazırlanan kuş sesleri içinde çekiliyoruz odalarımıza.

Köyler, Kanyonlar, Şelaleler Günü

Daha gün doğmadan horozlar kalk borusunu çalıyor, temiz havada fazlasıyla dinlenmiş uyanıp hazırlanıyoruz. Sabahın ilk ışıklarıyla, cennetten dünyamıza düşmüş Küre Dağları gezimize başlıyoruz. Öncelikle Valla Kanyonu’na doğru yola çıkıyoruz. Bir saat kadar süren, baharda gidiyorsanız çiçeklerle bezeli, yem yeşil vadilerden, ormanlardan geçerek, sonbaharda gidiyorsanız sarıdan kırmızıya doğanın renklerinin 100 tonunun tadına vararak gidilen keyifli bir stabilize yol burası. Aracımızı park edip, yürüyüş parkurundaki tabelaları takip ederek kanyonu yukardan gören ahşap seyir terasına varıyoruz. “İlk kez gidiyorsanız yolu doğrultmak için aracınızı park ettiğiniz noktada size 15-20 TL’ye rehberlik yapmak isteyen yöre ahalisinden yardım almanızı öneririm”. Terasa yaklaştıkça yol biraz zorlaşıyor, bir iki noktada elimizin yardımıyla geçiyoruz kayaları, dik teras merdivenlerini de tırmanınca enfes bir kanyon manzarası karşılıyor bizi. Dünyanın en derin kanyonlarından biri burası, geçebilen kişi sayısı çok az, geçmeyi denerken hayatını kaybeden bir sporcunun da anıtı var terasın yanında. Biz kanyonu geçmeyi düşünmüyoruz elbette, tepeden, seyir terasından manzarası yeterince nefes kesici. Fotoğraf çekmenin yanında drone merakınız da varsa tam yerindesiniz, drone uçurup, çekim yapmak için buradan daha büyüleyici bir yer düşünemiyorum. Fotoğraf meraklıları için de eşsiz manzaralar sunuyor kanyon terası, polarize filtrenizi takıp doğanın size sunduğu renkleri fotoğraflamak için tam yerindesiniz.

Valla Kanyonu çıkışında çay molası verip, yöre ahalisiyle laflamayı, yöresel giysileriyle dolaşan köylü hanımları fotoğraflamayı ihmal de etmiyoruz. Hemen herkesin aynı tip giysilere hapsolduğu günümüz dünyasının aksine Kastamonu bölge kadınları günlük hayatlarında yöresel rengarenk giysilerle dolaşmaya devam ediyorlar. Erkekler yerel giysilerini kaybetmiş olsa da kadınların hala geleneklerine sahip çıkıyor olması bu bölgede çok hoşuma giden bir özellik. İki sohbet, hâl hatır sonrası fotoğraf çekilmesine izin veriyorlar çoğunlukla. Olympus 45 mm portre lensleriniz yanınızdaysa değişim karşısında çok da uzun süre dayanamayacak bu geleneğin sunacağı etkili fotoğraflar sizleri bekliyor. Sadece bu kanyon civarında değil, Küre Dağları Milli Park bölgesinde yer alan tüm köylerde kadınlar yerel giysilerine bürünmeyi tercih ediyorlar, orta ve üzeri yaş grubu ama. Bu gelenek gençlere toslamış görünüyor.

Kanyon, doğa, sıcak çay, sıcak sohbet, portre fotoğrafları sonrası Horma Kanyonu’nun yolunu tutuyoruz. Bu kanyona tepeden bakmayacağız ama, içinden geçeceğiz. Kayalara tutturulan, yürürken insanın yüreğini birazcık hoplatan platform üzerinde kanyona giriyoruz. Geçilen asma köprü, platformun altında derinlerden gelen su sesi, kimi yerlerde gök yüzünü göremeyecek kadar yükselip daralan kanyon muhteşem bir deneyim sunuyor. Yanınızda geniş açı lensiniz, ışık az olduğu için ve kayaların üzerinden köpürerek akan suyun etkili fotoğrafları için tripodunuz yanınızda olsun mutlaka.

Horma Kanyonu

Kanyon Ilıca Şelalesi’ne kadar gidiyor, henüz platform oraya kadar tamamlanmamış ama. Bir noktadan sonra geri dönüp, aracımızla farklı bir yoldan kanyonun bittiği yere, Ilıca şelalesine varıyoruz. Aracımızı park ettiğimiz yerden sonra çiçek açmış meyve ağaçları arasından keyifli bir yürüyüş yoluyla şelaleye varıyoruz. Yaz ya da sonbahar aylarında suyun debisi oldukça düşüyor, ama bahar aylarında oldukça coşkun akan bir şelale karşılıyor gezginlerini. ND filtre ve tripod getirmeniz gereken bir yer kesinlikle. Farklı bakış noktalarından hem geniş açı hem de dar kadrajlar sunan bu yerde hem bol bol fotoğraf çekip hem de doğanın bu eşsiz manzarasının tadını çıkarıyoruz.

Ilıca Şelalesi

Bu bölgeye ya baharda ya da sonbaharda gelmelisiniz. Baharda gelirseniz doğa çiçeklere bezenmiş, suların, şelalelerin dolu dolu aktığı enfes haliyle karşılıyor sizleri. Sonbaharda gelirseniz sular iyice azalmış oluyor, ama bu sefer de doğanın büründüğü renkler karşısında diliniz tutulmaya başlıyor. Bana sorarsanız hem baharda hem de sonbaharda tecrübe edilmesi gereken bir rota.

Tüm günümüzün dolu dolu geçmesini sağlayan kanyonlar, şelale ve de geleneksel köyler sonrası Pınarbaşı’na dönüyoruz. Gece konaklamadan Kastamonu’ya oradan da İstanbul’a dönmek mümkün. Ama bizim bu gezimizi aceleye getirme niyetimiz yok, geceyi Pınarbaşı’nda geçirdikten sonra birkaç saat daha yol alıp Karadeniz kıyılarına da uzanmayı planlıyoruz.

Karadeniz Kıyılarında Saklı Kalmış Güzellikler, Güzelcehisar – İnkumu

Yeni günle birlikte Küre Dağları Milli Park bölgesinin sunduğu keyifli manzaralar eşliğinde rotamızı Bartın üzerinden Karadeniz kıyılarına doğru çeviriyoruz. Evet haklısınız, Safranbolu ve Amasra’ya da uğramak mümkün, ama bizim planımız başka İnkumu ve Güzelcehisar’ı görmek istiyoruz. Safranbolu iyi korunmuş durumda, ama Amasra’nın son yıllarda başına gelen o korkunç yapılaşma sonrası oralara gidip de hatıralarımızda kalan Amasra’ya zarar vermek de istemiyoruz açıkçası.


İnkumu

Bartın’dan ırmak boyu yemyeşil bir doğanın içinde, inişli çıkışlı virajlı yollarda süzülürken dağların ve çam ormanlarının Karadeniz’in dalgalarıyla buluştuğu, daha doğrusu 80 milyon yıl önce akan lavlardan oluşan dağların dimdik denize daldığı nefes kesen bir yere varıyoruz, dünyada sadece 5 tane örneği olan Güzelcehisar Falezlerindeyiz işte. Enfes bir görüntü, milyonlarca yıl önce göğe püsküren lavlar zamanda donup kalmış gibi. Rüzgarların ve dalgaların milyonlarca yıl içinde şekillendirdiği eşsiz halini fotoğraflıyoruz bol bol. Mutlaka geniş açı lensiniz ve tripodunuz yanınızda olsun. Olympus’un 7-14 mm lensini yanınıza almadan gelirseniz çok üzülürsünüz emin olun.

Güzelcehisar

Güzelcehisar sonrası başka bir saklı cennete, gezimizin de final noktası olacak İnkumu’na çeviriyoruz yolumuzu. Yazlıkçılar burayı da keşfedip yazlıklarını kondurmuş olsa da doğa onlara ev yapabilecekleri fazlaca bir arazi sunmadığı için, bölgenin güzelliğini bozmayı başaramamışlar. Ormanlarla kaplı dağların, tepelerin sert bir uçurumla denizle kavuşması Karadeniz kıyılarının en sevdiğim özelliği, İnkumu da bunun en muhteşem örneklerinden biri kesinlikle. Bahar ya da sonbaharda sezon dışında kimsecikler yok zaten bu cennetten köşede. Uzunluğu 2-3 km’yi geçmeyecek kumsalında, denizin azgın dalgalarına ritim tutmuş yürürken dağlardan denize dökülmüş kayaların üzerinde biten bir çam ağacı dikkatimizi çekiyor. Dalgalar eşliğinde uzun pozlama ve de yıldızlar eşliğinde uzun pozlama için bundan daha güzel karşımıza çıkabilecek şey ne olabilirdi ki! Tripodumuz, geniş açı lensimiz yanımızda elbette. Denize sıfır otelimize yerleşirken gün de batıyor o sıra ve biz hayalimizde canlanan o fotoğrafların peşine düşüyoruz.

Olympus ile başka bir fotoğraf rotasında görüşmek üzere.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz