Ana Sayfa Makaleler Saklı Cennet: Güney Hindistan II

Saklı Cennet: Güney Hindistan II

321
0

Güney Hindistan’ın kadim tarihine tanıklık etmiş iki önemli merkez Badami ve Hampi sonrası Hassan’da bir gece dinlenmeyi hak etmiştik. Hassan, ziyaretçilerine konaklama imkanından fazlasını sunmasa da 40 km uzağında önemli iki yer, Belur ve Halebidu kesinlikle görülmesi gereken şeyler saklıyor gezginler için.

1000 yıl önce bölgede hüküm sürmeye başlayan Hoysala İmparatorluğu’na sırasıyla başkentlik yapmış bu iki kasaba Unesco korumasına alınmış çok önemli iki tapınağa ev sahipliği yapıyor; Chennakeshava ve Hoysaleswara Tapınakları.

Bu tapınaklar 100 yılı aşkın bir sürede, savaşlara, yıkımlara inat yeniden ve yeniden 3 nesilde tamamlanabilmiş. Tarihi boyunca da bu yıkım ve yeniden yapımlar, onarımlar devam etmiş. Tapınaklar günümüzde de ibadete açık ve Hindistan’ın dört bir yanından ziyaretçi akınına uğruyor. Yaşayan tapınaklar olması ve yerli halkın rengarenk giysileri ve inançlarıyla tapınakları hala süslüyor olması ziyaretimizi ayrıca anlamlı kılıyor.

İlk başta yumuşak ve işlemesi kolay olan, yıllar geçtikçe de oldukça sert bir yapıya bürünen binlerce parça sabun taşından inşa edilen tapınaklar, devasa boyutlarda bir legoyu andırıyorlar. Bu etkileyici ilk izlenim sonrası, tapınağı yakından ve detaylı gezmeye devam ettiğinizde de tapınağı oluşturan binlerce taştan her birinin insan hayal gücünün en güçlü figürleriyle donatılmış olmasının büyüsüne kapılıyorsunuz. Dönemin seküler yaşam sahneleri, dansçıları, müzisyenleri, kralları, din adamları, Hinduizm tasvirleri ile bezenmiş binlerce taşın bir araya getirilmesinden oluşan bu iki tapınak kompleksi görsel bir şölen sunuyor gezginlerine.

En azından bir gününüzü ayırmanızı önereceğim Belur ve Halebidu, bu muhteşem tapınakların yanı sıra renkli yerel günlük hayatıyla da ziyaret edilmeye değer.

Hassan sonrası hedefimiz bölgenin önemli şehirlerinden biri olan, saraylar şehri, Mysore. 1400’lerden 1950’ye kadar bölge hanedanlığı Wadiyar’lara merkez olan bu şehir 7 önemli saraya ev sahipliği yapıyor. Bu saraylardan en önemlisi de Tac Mahal’dan sonra Hindistan’da en çok ziyaretçi alan Maysore Sarayı. Ahşap orijinal saray 1896 yılında bir festival sırasında yanıp kül olmuş, sonrasında yerine bugün ziyaretçilerini karşılayan ihtişamlı saray inşa edilmiş. Saray, en azından yarım gününüzü ayırmanızı önereceğim büyüklükte. Her pazar ve milli tatil günlerinde gün batımı saatinde saray yüz bin ampulle aydınlatılıp eski zamanlarınının havasına büründürülüyormuş. Bizim görme şansımız maalesef olmadı.  Saraya 5-10 dakika yürüme mesafesinde yer alan 18. yy’den günümüze süregelmiş eski Devraja Pazarı gezimizle günümüzü tamamlıyoruz. Şehir, sarayların yanı sıra yoga okulu nedeniyle de yoğun turist çekiyor.

Mysore durağımız sonrası hedef şehrimiz, bu seyahate çıkmamızın ana nedenlerinden biri olan Koçi. Koçi’ye gitmek için acelemiz de yok elbette. Koçi’ye uzanan yol Güney Hindistan yaban hayat bölgesinin tam da kalbinden geçiyor çünkü. Şehirler, tapınaklar, saraylar, köyler sonrası Mysore ile birlikte Karntaka bölgesinden ayrılıp doğasıyla nam salan Kerala bölgesine doğru yola koyuluyoruz.

Yolumuz üzerinde yer alan Kerala Bölgesi Nagarhole, Bandipur ve Mudumali Ulusal Parkları ev sahipliği yaptığı kaplanları, özgür filleri, yaban domuzları, geyikleri, maymunları, bulutlara uzanıyormuşçasına heybetli okaliptüs ağaçlarından oluşan ormanlarıyla gezginlere unutulmaz bir gün yaşatmaya gebe kesinlikle.

Milli parklarda araçtan indiğimizde elimizde gördükleri hemen her şeyi almak için bizi kovalayan maymunlar, koşa koşa arabaya dönmemiz için bize doğru ilerleyip dişlerini göstermesi yeterli domuzlar sayesinde pek de yaban hayat insanı olmadığımızı anlamamız uzun sürmedi. Bu zararsız tecrübelerimiz sayesinde özgür filleri, geyikleri araçtan izlemekle yetinip, kaplanların peşine düşmeyi aklımızdan bile geçirmeden yolumuza devam ettik. Doğa o kadar muhteşem, hava o kadar temizdi ki, biraz da oksijen çarpması etkisiyle günümüzü zirveye taşımaya karar verip Ooty’ye devam etmeye karar verdik. Coonoor’a kadar oldukça virajlı dağ yollarını aşıp, buradan da eğlenceli olduğunu duyduğumuz turistik trene binip “Toy Train” Ooty’ye vardık. Göz alabildiğine yeşil bir doğa içinde 2600 metrelik Doddabetta zirvesinde yer alan Ooty’ye uzanan bugünü, buralara yolu düşen tüm gezginlere tecrübe etmelerini kesinlikle öneriyorum.

Bol oksijenli, yüksek rakımlı konaklamamız sonrası, sabah erken saatlerde hedef şehrimize doğru yola koyulduk. Sise sarınmış masalsı doğa, virajlı yollar, nefes kesen doğa, muhteşem manzaralar, çay tarlaları ve de peşimizi hiç bırakmayan maymunları eşliğinde tüm gün süren yolculuk sonrası Koçi’ye mest olmuş bir şekilde varıyoruz.

Karnataka bölgesinden çıkmış Kerala bölgesine varmıştık artık. Bu bölgenin resmi dili Malayalam’da “Hindistan cevizi ağacı toprakları” anlamına gelen Kerala, adına yakışır bir şekilde hemen her köşe başında sudan çok çok ucuza satılan Hindistan cevizi meyveleriyle dolu. Su yerine içilecek kadar da lezzetli, palayla çentip, içine pipet sallayıp tutuşturuyorlar elinize. Birkaç yıl görmek istemeyecek kadar çok içtiğimizi söyleyebilirim.

Koçi, yüzlerce yıl kendisine tüccarları, kaşifleri ve ziyaretçileri çekmiş olan çok güzel bir liman kenti. Çinli tüccarlar zamanından kalma balık ağları, yaşayan son iki Yahudiye hizmet eden 450 yıllık sinagogu, dar ve renkli sokaklarına serpiştirilmiş dükkân ve kafeleriyle Yahudi bölgesi, tarihi camileri, Portekiz ve Hollanda hükümdarlığı zamanından kalma evleri, yıkık dökük hale gelmiş İngiliz sömürgesi zamanlarından kalma binalarıyla, birçok dönem ve kültürü iç içe yaşatan, gezmesi oldukça keyifli bir liman kenti burası.

Koçi, Kerala bölgesinin sanat merkezi aynı zamanda, popüler dans Kathakali de izlenmeye değer sanat gösterileri arasında kesinlikle. Kökleri bin yıl önceye dayanmakta olan bu dans, günümüze taşınan halini 17. yüzyılda almış. Gösteriden bir saat önce gelmenizi sahne öncesi makyaj ve kostüm hazırlığını tecrübe etmenizi öneririm, dansın kendisi kadar öncesi de oldukça önemli. Karakterleri, duyguları yüz ifadeleri de anlatmak üzerine kurulu bu teatral dans gösterisi, Hint mitolojilerinden ilham alan hikayeler eşliğinde sunuluyor.

Koçi’de geçirdiğimiz keyifli günün ve gecenin ardından, günün ilk ışıklarıyla bölge gezimizin zirvesi sayabileceğimiz finalimize doğru tekrar yola koyuluyoruz. Hedefimiz Alappuzha. Kerala Backwaters diye bilinen, su kanallarının lagünler ve göllerle birbirine bağlandığı muazzam bir bölgenin merkezi Alappuzha. Bu inanılmaz güzellikteki su ağında geleneksel teknelerle, günü birlik ya da konaklamalı nehir gezileri yapılabiliyor.

Kettuvallam adı verilen geleneksel tekneler ahşap, palmiye yaprakları, bambu ve hindistan cevizi liflerinden yapılıyor. Biz gece konaklamalı tekne gezisine çıkıp, su kanallarıyla örülmüş bu su ağının mümkün olduğunca daha fazla tadını çıkarmayı seçtik.

Hem otelimiz hem teknemiz olacak “houseboat”umuzla yola koyuluyoruz heyecanla. Kanallarda sessizce süzülüp, nehir kıyılarına sıralanmış kendi halinde sürüp giden günlük yaşantıların, köylerin, insanların, doğanın, hayvanların seyrine dalıyoruz saatlerce.

Sadece fotoğraf çekerek haksızlık edeceğimi düşünüp, bu inanılmaz güzellikteki günü videoya da çekmeye karar verdim. Etrafın büyüsü etkisinde E-M1 Mark 2 ile fotoğraf çekmeyi bırakıp Zhiyun Crane M2 ve E-M10 Mark3 ile video çekiyorum bir süre de.

Seyahatimizin bizi bekleyen sıradaki günlerini bile unutturacak güzellikteki kanalların içinden rüya gibi geçip giden teknemiz muhteşem bir gün batımı eşliğinde, geceyi geçireceğimiz bir limana demir atıyor bu sırada. Yaşadıklarımızın güzelliğini taçlandıran, deniz mahsullerinden oluşan akşam menümüzle birlikte hayallerimizden birini daha gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşamak kalıyordu artık bize de…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz