Ana Sayfa Makaleler Sokakta Yeni Bir Arkadaşım Var: Olympus OM-D E-M10 III

Sokakta Yeni Bir Arkadaşım Var: Olympus OM-D E-M10 III

200
0

Sokak fotoğrafçılığı maceramla aynasız sistem fotoğraf makinası kullanmam hemen hemen aynı döneme denk geliyor. Sonrasında da makinalar, modeller değişti ama aynasız makina tercihim hiç değişmedi. 9 sene içinde 9 farklı model makinayı kullanmışım. Enteresan bir şekilde Olympus markası ile yollarımız hiç kesişmedi, ta ki 1 ay önceye kadar.

Masamın üzerinde duran Olympus OM-D E-M10 III’e öylece bir baktım. Olympus’un giriş
seviyesi bu modeli hali hazırda kullandığım makinaya göre oldukça küçük cüssedeydi.
Performansını da cüssesi gibi değerlendirmekle ilk hatayı yaptım. MFT (micro four third)
segmenti de sadece 2 çarpan olarak düşünüyordum; bu da ikinci hatam oldu. Son olarak Zuiko 14-42mm f:3.5-5.6 kit lensi ile uğraşıp üçüncü hatamı yapmaya ramak kalmıştı ki orada durdum. Özellikle aynasız sistem makinalarda kit lenslerine önyargıyla bakmamak gerektiğini uzun yıllar önce öğrenmiştim.

E-M10 III’ü elime alıp önce kendime göre ayarları yapmak istediğimde sürprizler dünyasına giriş yapmış oldum. Oldukça kapsamlı menüsü biraz karışık gibi algılanabilir ancak her bir menü maddesi fotoğrafçı için oldukça gerekli ayarlar içeriyor. Ama beni en çok heyecanlandıran fotoğraf işlerken Lightroom’da kullandığım ton eğrisinin makina üzerinde ayarlanabiliyor olmasıydı. Eğer beklediğim gibi çalışıyorsa, aydınlık ve gölge alanları istediğim değerlerde daha fotoğrafı çekerken ayarlayabilecektim. Bu konu özellikle siyah beyaz fotoğraflara ayrı bir keyif katacaktı. Böyle heyecan verici bir girişin üzerine boynumda E-M10 III attım kendimi sokaklara.

Önce bir itiraf; acaba sokak fotoğrafçılığı için uygun mu yoksa sadece giriş segmentine hitap eden bir fotoğraf makinası mı tereddüdüyle çantama devamlı kullandığım makinayı da koydum. Eğer istediğim sonucu alamazsam onu çantadan çıkarıp çekmeye devam edecektim. Ayrıca sokakta 24mm ve 35mm sabit açılarla fotoğraf üretirken, kit lensinin 14mm (28mm eşleneği) olması sokakta benim için uygun olacak mıydı, ondan da emin olamamıştım. Bunlara cevap bulmanın tek yolu vardı; fotoğraf çekmek. Olympus OM-D E-M10 III ile gelen Zuiko 14-42mm f:3.5-5.6 kit lensi, o ilk ön yargımı attıktan sonra bana oldukça geniş bir oyun alanı sundu. Bunun için ilk yapmam gereken konularımla aramdaki mesafeyi kullandığım açıya göre farklılaştırmak oldu. Böylece fotoğraflarımı görmek istediğim şekilde kadrajlamış oldum.

Sokakta fotoğraf çekerken auto-focus continuous özelliğini sıkça kullanıyorum. E-M10 III ‘ün bu konuda performansı devamlı kullandığım makinaya göre biraz düşük geldi. Ancak burada dikkat edilmesi gereken detay E-M10 III giriş segmentte bir fotoğraf makinası, karşılaştırdığım makine ise profesyonel segmentin en üstündeki makinalardan biri. O yüzden bunu E-M10 III’ün eksiği olarak değerlendirmek yerine sokaktaki çekim adabıma küçük bir farklılık getirip daha yavaş hareket ettim. Ben sokakta hareket hızımı düşürünce E-M10 III’ün AF-Tracking sisteminden daha da iyi performans aldım. Buna yüz tanıma (face detection) özelliği de eklenince sokakta istediğim kareler arka arkaya gelmeye başladı.

Yeri gelmişken 14-42mm kit lensine tekrar döneyim. Bu lensin 42mm’sinde çektiğim
fotoğraflardaki yığılma etkisi oldukça şaşırtıcı sonuçlar verdi. Açıkçası bunu yazıyla ifade etmem çok zor, mutlaka gözünüzle görmeniz, çekmeniz lazım. Hani ‘anlatılmaz yaşanır’ şeklinde bir deneyim. Tek diyebileceğim ön plan, arka plan ve ortada konunuz varsa ortaya çıkan sonuç çok etkileyici, farklı ve keyifli bir fotoğrafa dönüşüyor. Bununla ilgili biraz araştırınca MFT sistemin kadrajdaki katmanlar arasında oluşturduğu yığılma etkisi herhangi bir çarpanlı makinada oluşandan çok daha farklı ve etkileyici oluyormuş.

Konu sokak fotoğrafı olunca, özellikle benim tercih ettiğim üretim tarzında ‘fotoğrafta hareket unsurunun’ önemi çok büyük. Hareketi dondurmak kadar akışında yani hareket netsizliğinde çekmek de büyük keyif. Ancak bu konuda en büyük sıkıntı düşük enstantanelerde fotoğrafın netliği. Makinayı sağlam tutup nefes disiplinini de ekleyince 1/30s, 1/25s bandına kadar sıkıntısız çekebiliyorum. Sokağa elimde E-M10 III ile çıkınca bu şartlar enteresan şekilde değişti. En son bu yazıyı yazdığım akşam vapurda 1/2s ‘de elde fotoğraf çektim. Altını çizmek istediğim nokta vapur gibi hareket halindeki bir ortamda bile düşük ışık şartlarına rağmen fotoğraf çekilebiliyor. Bu hızlara düşebiliyor olmak sokakta harekete dayalı fotoğraflar çekerken fotoğrafçıya çok büyük bir özgürlük getiriyor.

Olympus marka fotoğraf makinası kullanmak sanırım yanlış, daha doğrusu eksik bir ifade. Şöyle ki; gün içinde çektiğim kareleri akşam bilgisayara aktarıp Lightroom ile alışık olduğum şekilde işlemeye başladım. Ancak Lightroom’da özellikle siyah beyaz karelerde bir şeylerin tam istediğim gibi olmamasından rahatsız hissedip Olympus Workspace’i sitesinden ücretsiz olarak indirdim. İyi ki de indirmişim; fotoğraf üzerinde çok daha doğru ton, kontrast değişikliklerini yapabildim. Buna bir de kameranın mobil uygulaması ile çektiğim fotoğrafları hızlı ve kolayca telefonuma aktarabilme özelliği de eklenince bir anda kendimi Olympus ekosistemi içinde buluverdim. Bu sebeple Olympus marka makina kullanmak değil, Olympus ekosistemini yaşamaya başlamak büyük bir konfor oldu. Sokakta çektiğim fotoğrafı çay molasında telefona hızlıca aktarıp daha çayımı bitirmeden Instagram’da paylaşabilecek hale getirmemden bahsetmiyorum bile.


Bugüne kadar fotoğrafladığım dünyaya vizörden ya da LCD ekrandan 3:2 oranında bakmış biri olarak 4:3 oranında bakmak biraz yadırgatıcı gelmişti. Ancak bu tereddüt çok kısa sürdü. Her çektiğim kareyle beraber dünyaya bakış oranındaki değişikliğe rahatça adapte oldum. 4:3 formatta çekmenin bir başka avantajı da sosyal medya paylaşımlarımda tercih ettiğim kare ya da 5:4 formata yakın olması paylaşımlarımda neredeyse orijinal kadrajlarımı kullanma şansını verdi. Bunu biraz daha açmak gerekirse, fotoğraf çekerken fotoğrafçı kadraj tercihini vizör ya da LCD’de gördüğü şekilde belirliyor. Sonra bunu -özellikle Instagram gibi- mecraya has ölçülerde (kare, 5:4) paylaşmak istediğinde fotoğrafı kesip kırpmak gerekiyor. Ancak fotoğrafın kompozisyonu çekim sırasında böyle kurgulanmadığı için kırpma işlemi sonrasında ortaya çıkan fotoğraf anlam bütünlüğü konusunda eksik kalabiliyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi 4:3 oranında çekilen fotoğraflarda bu sıkıntıyı neredeyse hiç yaşamadım.


Son olarak yüksek ISO performansından bahsetmek istiyorum. Soru şu; “Netliği kaçmış fotoğraf mı yoksa dijital gürültülü fotoğraf mı?”. Benim tercihim tartışmasız yüksek ISO ve dijital gürültülü de olsa net fotoğraftan yana oldu. O yüzden E-M10 III ile çektiğim akşam fotoğraflarında ISO3200’e kadar çıktım (ihtiyaç duysam ISO 4000, ISO 6400 gibi değerleri de kullanırdım). Evet bir miktar daha fazla kumlanma yapıyor ve dijital gürültü deseni küçük noktalar şeklinde oluşuyor. Peki rahatsız etti mi? Açıkçası hiç de takılmadığım bir konu oldu. Zaten kumlanmayı da ya Lightroom ya da Olympus Workspace yazılımlarının içindeki gürültü giderme (noise reduction) metotlarıyla çözmek gayet kolay.


Tüm bunların üzerine bir sokak fotoğrafçısı olarak, sokak fotoğrafçılığı alanında fotoğraf üretmek isteyen, aynasız sisteme geçmek isteyen fotoğrafçılara Olympus OM-D E-M10 III ‘ü rahatlıkla tavsiye ederim. Giriş seviyesi bir makina için segmentinin üst sınırlarını zorlayan özellikleriyle oldukça farklı bir konumu olduğunu düşünüyorum. Küçük ve hafif olması sokak fotoğrafçısı için oldukça önemli kriter, böylece anın doğallığını bozmadan fotoğraf üretmeyi mümkün kılıyor. Gövde üzerindeki titreşim önleme sisteminin başarısı tartışılmaz derecede iyi. Sokak gibi hava şartlarının her an değişebileceği bir ortamda dayanıklılığı ile fotoğrafçının özgürlüğüne ve özgünlüğüne desteğini eksiksiz sunan güvenilir bir yol arkadaşı olduğunu şu ana kadar keyifle deneyimledim, deneyimliyorum.

Havalar nasıl olursa olsun fotoğrafınız bol olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz